12. Yargı Paketi: Yargı Sistemindeki Yapısal Dönüşümler, Hukuki Etkiler

Aşağıdaki tablo, 12. Yargı Paketi kapsamında müdahale edilen temel hukuk dallarını, ilgili
kanunları ve yürürlük tarihlerini özetlemektedir:
Hukuk Dalı | Değiştirilen Kanun | Temel Odak Noktası ve Değişiklik Özeti | Yürürlük Durumu |
Medeni Usul Hukuku | 6100 s. HMK | Belirsiz alacak davasının kaldırılması, duruşmalar arası 3 ay sınırı, e-Duruşma imza serbestisi. | 31 Temmuz 2026 (e-Duruşma hariç) |
İcra ve İflas Hukuku | 2004 s. İİK | Ortaklığın giderilmesi (miras) satışlarında öncelik, ihaleye fesat ve teminat kuralları. | 31 Temmuz 2026 |
Ceza Muhakemesi | 5271 s. CMK | HAGB kararlarına istinaf yolu, kaçak sanıkların iade-i muhakeme hakkı, DNA veri imhası. | 31 Temmuz 2026 |
Maddi Ceza Hukuku | 5237 s. TCK | IBAN (hesap) kullandırma suretiyle dolandırıcılık suçunda cezada indirim ve etkin pişmanlık. | 31 Temmuz 2026 |
İdari Yargılama | 2577 s. İYUK & 2576 s.K. | Tek hakimle görülen davaların parasal ve konu sınırının artırılması, BAM keşif yetkisi. | 31 Temmuz 2026 |
Borçlar Hukuku | 6098 s. TBK & 3095 s.K. | Yasal faizin Merkez Bankası reeskont oranına endekslenmesi, tazminat faiz hesaplamaları. | 31 Temmuz 2026 |
Dijital ve Çekişmesiz Yargı | 4721 s. TMK & 1512 s.K. | Vesayet altındaki kişilerin mallarının UYAP üzerinden e-satışı, Noterlerin elektronik evrak iletimi. | 31 Ekim 2026 (Vesayet e-satış) |
Medeni Yargılama Hukukunda Usul Devrimi ve Gecikmelerin Önlenmesi
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) üzerinde yapılan değişiklikler, Türkiye'de yıllarca süren alacak, tazminat ve iş davalarının daha makul sürelerde sonuçlandırılmasını hedefleyen oldukça iddialı adımlar içermektedir. Bu adımlar, adaletin gecikmesinin adaletsizlik olduğu prensibinden yola çıkılarak kurgulanmıştır.
Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Kısmi Davanın Yeniden İnşasıTürk medeni yargılama pratiğinde en çok tartışılan ve Yargıtay daireleri arasında dahi derin içtihat farklılıklarına yol açan "Belirsiz Alacak Davası" (HMK m. 107), 12. Yargı Paketi ile kanun metninden tamamen çıkarılarak mülga edilmiştir. Belirsiz alacak davası, alacağın miktarının davanın açıldığı tarihte davacı tarafından tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin objektif olarak imkansız veya hakkaniyetten uzak olduğu durumlarda, hak arayan kişiyi yüksek harç maliyetlerinden korumak amacıyla tasarlanmıştı. Bilhassa işçilik alacakları (kıdem tazminatı, fazla mesai), kira tespit ve ticari tazminat uyuşmazlıklarında yoğun olarak kullanılan bu müessese, zamanla amacından sapmıştır. Uygulamada, hesaplanması nispeten kolay ve "belirlenebilir" olan alacaklar için dahi bu davanın açılması, mahkemelerin davayı usulden reddetmesiyle sonuçlanıyor ve vatandaşların ağır hak kayıpları yaşamasına neden oluyordu.
Kanun koyucu, bu kavram kargaşasını ve usuli tuzakları bitirmek adına belirsiz alacak davasını sistemden çıkarmış; ancak doğabilecek hak kayıplarını önlemek adına "Kısmi Dava" (HMK m. 109) kurumunu modernize ederek çok güçlü bir alternatif yaratmıştır. Yeni düzenlemenin mekanizması şu şekilde işleyecektir: Alacaklı, alacağının tamamını aynı davada talep etmek yerine, şimdilik sadece belirli bir kısmını (örneğin 10.000 TL'sini) dava edebilecektir. Yeni sistemin en devrimci özelliği zamanaşımı konusunda getirdiği güvencedir. Kısmi dava açıldığında, sadece dava edilen miktar için değil, davanın konusunu oluşturan alacağın tamamı bakımından zamanaşımı süresi, davanın açıldığı tarih itibarıyla kesilmiş kabul edilecektir. Bu düzenleme, davacıların yıllar süren yargılamalar sırasında geriye kalan alacaklarının zamanaşımına uğraması korkusunu tamamen ortadan kaldırmaktadır.
Ayrıca, davacı kısmi davasını açtıktan sonra, mahkeme sürecinde alınan bilirkişi raporlarıyla veya toplanan diğer delillerle gerçek alacak miktarının (örneğin 150.000 TL) netleştiğini gördüğünde, talebini aynı dava dosyası içerisinde, bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat (delillerin incelenmesi) aşaması sona erinceye kadar harcını tamamlayarak artırabilecektir. Bu yöntem, hem davacıyı başlangıçta yüksek harç ödemekten kurtarmakta hem de usul ekonomisine hizmet etmektedir.
Hukuki güvenlik ve kazanılmış hakların korunması ilkesi gereğince kanuna bir geçiş hükmü eklenmiştir. Kanunun yürürlük tarihi olan 31 Temmuz 2026'dan önce açılmış ve derdest olan (devam eden) mevcut belirsiz alacak davaları, kanun değişikliğinden etkilenmeyecek ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan eski HMK hükümlerine (mülga m. 107) göre görülmeye ve sonuçlandırılmaya devam edilecektir. Mahkemelerin bu eski dosyaları resen (kendiliğinden) kısmi davaya dönüştürmesi veya hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle usulden reddetmesi söz konusu olmayacaktır.
Duruşmalar Arasındaki Süreye Üç Ay Sınırı GetirilmesiTürkiye'de mahkemelerin ağır iş yükü, personel eksikliği ve yapısal nedenlerle duruşma günlerinin 6 ila 8 ay gibi çok uzun aralıklarla verilmesi, yargılamaların yıllarca uzamasının en temel sebeplerinden biridir. 12. Yargı Paketi, HMK m. 147'de yaptığı değişiklikle bu soruna yasal bir fren getirmiştir. Yeni düzenlemeye göre, yazılı yargılama usulünün uygulandığı hukuk davalarında, kural olarak iki duruşma arasındaki sürenin istisnai haller haricinde en fazla üç ay olabileceği emredici bir hüküm olarak kanuna derç edilmiştir.
Ancak yargılama pratiğinin doğası gereği, bu üç aylık sınır mutlak ve esnetilemez bir yasak değildir. Hukuk sistemlerinde delillerin toplanması bazen mahkemenin kontrolü dışındaki faktörlere bağlıdır. Bu nedenle kanun koyucu hakime belirli koşullarda takdir yetkisi tanıyan esneklikler getirmiştir. Bilirkişi incelemesinin karmaşıklığı nedeniyle raporun mahkemeye sunulamaması, Adli Tıp Kurumu'ndan beklenen kesin raporun gelmemesi, tarafların yurt dışında olması sebebiyle istinabe yoluyla tahkikat yürütülmesi veya resmi kurumlardan celp edilecek evrakların ulaşılamaması gibi "zorunlu hallerde", hakim gecikmenin somut gerekçesini duruşma tutanağına açıkça yazmak şartıyla duruşma gününü üç aydan daha uzun bir tarihe erteleyebilecektir. Uygulamada mahkemelerin salt kendi yoğunluklarını veya dosya sayılarını tek başına bir "zorunlu hal" gerekçesi olarak kullanıp kullanamayacağı hususu, ilerleyen dönemde Yargıtay içtihatları ve Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) denetimiyle netleşecektir.
Bilirkişi İncelemelerinde Suiistimallerin Önlenmesi ve Disiplin YaptırımıYargılamaların uzamasının bir diğer kronik nedeni, mahkemelerin hukuki meseleleri dahi bilirkişilere devretme eğilimidir. Dosyaların aylarca bilirkişi ofislerinde beklemesi, adalete erişimi yavaşlattığı gibi vatandaşlara haksız yargılama giderleri yüklemektedir. 12. Yargı Paketi, bu alışkanlığı kırmak amacıyla Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda dikkat çekici bir disiplin düzenlemesi ihdas etmiştir. Hakimlik ve savcılık mesleğinin doğası gereği bilinmesi ve çözümlenmesi gereken tamamen hukuki konularda (örneğin bir sözleşmenin yorumlanması veya kanun maddesinin olaya uygulanması), uyuşmazlığı bilirkişiye sevk eden hakim ve Cumhuriyet savcılarına HSK tarafından "uyarma cezası" verilebileceği düzenlenmiştir. Bu yaptırım tehdidi, yargı mensuplarının dosyayı bizzat inceleme ve hukuki nitelendirmeyi şahsen yapma yükümlülüğünü pekiştirerek, sadece özel, teknik ve bilimsel uzmanlık gerektiren konularda (tıp, mühendislik, muhasebe vb.) bilirkişiye başvurulmasını sağlayacaktır.
Dijital Yargı: e-Duruşmada Fiziksel İmza Külfetinin Kaldırılması
Bilişim teknolojilerinin yargıya entegrasyonu sürecinde önemli bir adım olan e-Duruşma (SEGBİS) uygulaması, HMK m. 149'da yapılan değişiklikle daha pratik hale getirilmiştir. Daha önceki sistemde, taraf veya vekilleri (avukatlar) duruşmaya ses ve görüntü nakli yoluyla uzaktan katılsalar bile, duruşma tutanaklarına yansıyan bazı beyanları için mahkemeye fiziken gidip ıslak imza atmaları veya güvenli elektronik imza ile karmaşık prosedürleri tamamlamaları gerekiyordu. Yeni düzenleme ile, uzaktan katılımlarda fiziksel imza atma zorunluluğu kural olarak kaldırılmıştır. Ancak maddi hukuk alanında davanın kaderini kesin olarak belirleyen taraf işlemlerinde (davadan feragat etmek, karşı tarafın davasını kabul etmek veya sulh olmak gibi) kişinin gerçek iradesinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespiti hayati önem taşıdığından, bu istisnai durumlarda fiziksel hazır bulunma veya güvenli elektronik imza şartı korunmuştur. Bu dijital dönüşüm maddesi, UYAP sistemindeki altyapı uyumlaştırmalarının tamamlanması amacıyla kanunun yayımından üç ay sonra, 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
İcra ve İflas Hukuku: Mülkiyetin Korunması ve Satış İhalelerinin Disipline Edilmesi
İcra ve İflas Kanunu'nda (İİK) gerçekleştirilen revizyonlar, 12. Yargı Paketi'nin sosyolojik ve ekonomik etkileri en yüksek olan bölümlerinden birini oluşturmaktadır. Özellikle aile içinde miras kalan mülklerin korunması ve icra dairelerindeki açık artırmalara sızan kötü niyetli spekülatörlerin engellenmesi temel hedef olarak belirlenmiştir.
Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şüyu) Satışlarında Mirasçılara Özel KorumaTürk toplum yapısında miras kalan taşınmazların (ev, arsa, tarla) aile içinde paylaşılamaması sık rastlanan bir sorundur. Hissedarlar anlaşamadığında mahkemeye başvurarak "Ortaklığın Giderilmesi" (İzale-i Şüyu) davası açarlar. Mahkeme, malın fiziken bölünmesinin mümkün olmadığına kanaat getirirse taşınmazın icra dairesi kanalıyla satılmasına ve elde edilen bedelin paydaşlara hisseleri oranında dağıtılmasına karar verir. Eski sistemde bu satışlar, hiçbir kısıtlama olmaksızın dışarıdan gelen yatırımcıların, üçüncü kişilerin ve müteahhitlerin katılımına açık şekilde UYAP e-satış portalında yapılıyordu. Bu durum, aile yadigarı taşınmazların piyasa değerinin çok altında bedellerle yabancı ellere geçmesine, ailelerin mağduriyetine yol açmaktaydı.
Yargı Paketi, İİK m. 114'te yaptığı köklü değişiklikle aile mülkiyetine bir koruma zırhı giydirmiştir. Yeni kurala göre; tüm ortaklara miras yoluyla (veraseten) intikal etmiş olan ve tapu kaydında mirasçılar dışında hiçbir üçüncü kişinin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazların satışında uygulanacak yöntem tamamen değiştirilmiştir. Bu özel nitelikteki taşınmazlar için yapılacak açık artırmalarda, birinci artırma bir defaya mahsus olmak üzere yalnızca malik olan mirasçılar arasında kapalı bir şekilde yapılacaktır.
Bu "öncelikli alım hakkı" sisteminin katı kuralları bulunmaktadır:
Katılım Şartı: İlk ihaleye sadece tapuda malik sıfatı bulunan yasal mirasçılar teklif verebilir. Dışarıdan hiç kimse sisteme girip teklif sunamaz. (Eğer mirasçılardan biri, dava sürerken payını aile dışından birine satmışsa, mülkiyet bütünlüğü bozulduğu için bu özel koruma maddesi uygulanmaz).
Bedel Şartı: Mirasçıların kendi aralarında malı ucuza kapatıp icra masraflarını ödememesini engellemek için, ihalenin gerçekleşebilmesi adına verilecek teklifin, taşınmazın bilirkişi tarafından takdir edilen muhammen (tahmini) kıymetinin yüzde yüzünü (%100) ve o ana kadarki tüm paraya çevirme/satış masraflarını eksiksiz karşılaması zorunludur.
İkinci Artırmaya Geçiş: Eğer ilk artırmada mirasçılardan hiçbiri %100 bedel üzerinden taşınmazı satın almazsa, koruma kalkanı devreden çıkar. Bu durumda ikinci açık artırma, normal icra satış kurallarına tabi olarak (muhammen bedelin %50'si üzerinden) herkesin, yani üçüncü kişilerin de katılımına açık şekilde düzenlenir.
Bu düzenlemenin felsefesi; mirasçılara kendi malvarlıklarını gerçek değeri üzerinden aile içinde tutmaları için son bir şans vermek, anlaşmazlıkları fırsata çevirmek isteyen dış aktörleri engellemek ve sosyo-ekonomik dokuyu muhafaza etmektir.
İcra İhalelerinde Kötü Niyetin Engellenmesi ve Sert Yaptırımlar
UYAP elektronik satış portalının hayata geçmesiyle ihalelere katılım kolaylaşmış, ancak bu durum "ihale fesadı" olarak adlandırılan kötü niyetli eylemleri de artırmıştır. Bazı şahıslar, ihaleye girip son saniyede astronomik teklifler vererek ihaleyi kazanmakta, ancak yasal süresi (7 gün) içinde ihale bedelini yatırmayarak ihalenin iptaline neden olmaktaydı. Amaçları, borçlunun taşınmazda oturma süresini uzatmak, diğer alıcıları caydırmak veya sonraki ihalelerde malı daha ucuza kapatmaktı. Kanun koyucu, bu manipülasyonları bitirmek için son derece sert mali yaptırımlar getirmiştir.
İcra İhalelerinde Yapılan Manipülasyon Türü | Önceki Düzenlemenin Sonucu (Zayıf Yaptırım) | 12. Yargı Paketi ile Gelen Yeni Sonuç (Güçlü Yaptırım) |
Normal Alıcının Bedeli Ödememesi (Cayması) | Yatırılan teminattan sadece birinci ve ikinci ihale arasındaki fiyat farkı ve gecikme faizi tahsil edilirdi. | Yatırılan teminat kesinlikle iade edilmez (yanar). Teminat öncelikle yenilenen ihalenin masraflarına sayılır, kalan para dosyadaki alacaklılara dağıtılır. Ayrıca alıcıya, teklif ettiği toplam tutarın %5'i oranında idari para cezası kesilir. |
İhaleye Giren "Alacaklının" Cayması | Kendi alacağına güvenip bedel yatırmayan alacaklı, süreci cezasız atlatabilirdi. | İhaleyi kazanan alacaklı bedeli ödemezse, muhammen bedelin %10'u doğrudan kendi alacağından mahsup edilir (silinir). Ayrıca yenilenen ihalenin masrafları borçluya yansıtılmaz, cayaran alacaklıya yüklenir. |
Paydaşın (Hissedarın) İhaleye Girip Cayması | Ortaklığın giderilmesi davalarında hissedarlar ihaleye girerken teminat yatırmaktan tamamen muaftı. Bedel ödemezlerse riskleri sıfırdı. | Pay sahiplerinin teminat yatırmama muafiyeti tamamen kaldırılmıştır. Artık onlar da teminat yatırmak zorundadır (Sadece Hazine muaftır). Paydaş ihaleyi kazanıp bedeli ödemezse, yanan teminatı diğer paydaşlara hisseleri oranında dağıtılır. |
Uygulama Notu: İcra ve İflas Kanunu'ndaki bu yeni ihale kuralları ve teminat cezaları, kanunun yürürlüğe girdiği 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar için geçerlidir. Bu tarihten önce ilanı yapılmış olan ihalelerde eski kanun hükümleri uygulanmaya devam edecektir.
Ceza Hukuku ve Muhakemesinde Hak Temelli Güvenceler
Yargı Paketi’nin ceza adaleti boyutu, toplumda infial yaratan dijital dolandırıcılık türleriyle mücadele etmeyi ve aynı zamanda Anayasa Mahkemesi'nin temel hak ihlali uyarısı yaptığı usul kurallarını (HAGB) uluslararası insan hakları normlarına uygun hale getirmeyi amaçlamaktadır.
IBAN Dolandırıcılığı (Hesap Kullandırma) ve Kısmi Etkin Pişmanlık
Bilişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Türkiye'de internet üzerinden gerçekleştirilen "nitelikli dolandırıcılık" eylemleri (sahte e-ticaret siteleri, yasadışı bahis, sahte yatırım danışmanlığı vb.) devasa boyutlara ulaşmıştır. Organize suç şebekeleri, kimliklerini gizlemek ve paranın izini kaybettirmek amacıyla, sosyal medyada veya öğrenci gruplarında "ek gelir" vaadiyle ulaştıkları işsiz, öğrenci veya ekonomik zorluk çeken kişilerin banka hesaplarını (IBAN'larını) belli bir komisyon karşılığında kiralayarak kullanmaktadırlar.
Mevcut Türk Ceza Kanunu (TCK) uygulamasında, bu suçlar "Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık" (TCK m. 158/1-f) kapsamında değerlendiriliyordu. Bu fıkranın cezası son derece ağırdır: 4 yıldan 10 yıla kadar hapis ve suçtan elde edilen menfaatin (zararın) iki katı kadar adli para cezası. Yargıtay içtihatları gereği, sadece banka hesabını verip olayın geri kalanından haberi olmayan "hesap kiralayan" kişi dahi, mağduru arayıp kandıran asli dolandırıcılarla eşdeğer (müşterek fail) tutularak bu ağır cezalara çarptırılıyordu. Bu durum, eylemin ağırlığı ile cezanın ağırlığı arasındaki "orantılılık" ilkesini zedeleyerek binlerce gencin ağır hapis cezaları almasına neden oldu.
Yargı paketi, meclis komisyonu görüşmeleri sırasında metne eklenen özel bir önergeyle (TCK m. 158/4 ihdası) bu sosyal yaraya neşter vurmuştur. Yeni düzenleme ile; nitelikli dolandırıcılık suçunun işlenmesine sadece banka hesabını, ödeme aracını veya bilişim sistemine erişim şifrelerini tahsis etmek suretiyle iştirak eden failin cezası, eylemindeki haksızlık içeriğinin daha hafif olması dikkate alınarak yarı oranında (%50) indirilecektir.
Bu düzenlemenin bir "af" olmadığının altı önemle çizilmelidir. İndirimden faydalanabilmek için kişinin suçun asli icra hareketlerine katılmamış olması gerekir; yani mağduru arayıp ikna eden, sahte siteyi kuran veya parayı bizzat çekip örgüt liderine götüren kişiler bu indirimden faydalanamaz.
Zararın Giderilmesi ve Kademeli İndirim Sistemi (Etkin Pişmanlık): Hesap kullandıran kişiler, kanunun getirdiği bu yarı oranındaki indirime ek olarak, mağdurun uğradığı maddi zararı karşıladıkları takdirde TCK m. 168'de düzenlenen "etkin pişmanlık" indirimlerinden de faydalanarak cezalarını çok ciddi oranlarda düşürebilirler:
Mağdurun zararı, dava açılmadan önce (soruşturma evresinde) tamamen ödenirse: Verilecek cezada ayrıca 2/3 oranında indirim yapılır.
Zarar, dava açıldıktan sonra ancak mahkeme hüküm vermeden önce (kovuşturma evresinde) ödenirse: Verilecek cezada ayrıca 1/2 oranında indirim yapılır.
Bu iki indirim mekanizması ardışık uygulandığında, verilecek nihai hapis cezası kural olarak 2 yılın altına inme potansiyeline sahiptir. Ceza 2 yılın altına indiğinde ise, failin geçmiş sabıka durumu ve duruşmadaki hali uygunsa, mahkeme takdiriyle kişi hakkında "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)" veya "Cezanın Ertelenmesi" hükümleri tatbik edilebilecektir. (Bu durum otomatik bir tahliye hakkı doğurmaz, karar yetkisi tamamen hakime aittir).
Zaman Bakımından Uygulama ve İnfazdaki Dosyaların Durumu: Ceza hukukundaki "lehe kanun geçmişe yürür" ilkesi gereğince, bu indirimler derdest (süren) ve kesinleşmiş dosyalara da doğrudan etki edecektir.
Dosyası İstinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) veya Yargıtay incelemesinde olan kişiler için, yeni indirim kuralının uygulanması maksadıyla bozma/gönderme kararı verilerek dosyalar ilk derece mahkemesine iade edilecektir.
Dosyası kesinleşmiş ve şu an cezaevinde infaz aşamasında olan hükümlüler ise; mahkemenin kendilerine yapacağı tebligattan (ihtardan) itibaren 6 ay içinde mağdurun tüm zararını karşıladıkları takdirde yeni ceza indiriminden ve etkin pişmanlıktan yararlanmak üzere mahkemeden "uyarlama" talep edebileceklerdir. Ancak bu 6 aylık süre zarfında, bedel tamamen ödenip mağduriyet giderilene kadar kişinin hapis cezasının infazı durdurulamaz veya ertelenemez.
(Not: TCK 142 Bilişim Yoluyla Hırsızlık veya TCK 245 Banka/Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması suçları bu özel IBAN indiriminin kapsamı dışındadır, sadece TCK 157 ve 158 için geçerlidir).
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Sisteminin AYM Standartlarında Yeniden İnşası
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 231'de düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) müessesesi, 12. Yargı Paketi ile tümüyle revize edilmiştir. HAGB, sanık hakkında hükmolunan 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezasının, belirli şartlar altında (sanığın sabıkasız olması ve zararı gidermesi gibi) açıklanmasının 5 yıllık bir denetim süresi boyunca "askıya alınması"dır. Sanık bu 5 yıl içinde kasten yeni bir suç işlemezse, dava düşer ve kişi hiç suç işlememiş gibi kabul edilir.
Anayasa Mahkemesi (AYM), yakın zamanda verdiği pilot kararlarla HAGB kurumunu, "sanıklara karşı şantaj aracına dönüşebildiği, mülkiyet ve ifade özgürlüğü gibi temel hakların ihlaline yol açtığı ve en önemlisi kararlara karşı etkili bir kanun yolu (üst mahkeme) denetiminin bulunmadığı" gerekçeleriyle topyekün iptal etmişti. 7589 sayılı Kanun, bu kurumu hukuk sisteminden çıkarmamış; aksine AYM'nin eleştirilerini dikkate alarak Anayasal güvencelerle donatıp yeniden formüle etmiştir.
Yenilenen HAGB'nin Yapısal Değişiklikleri:
Etkili Denetim (İstinaf Yolunun Açılması): Eski sistemde HAGB kararlarına karşı sadece aynı adliyedeki bir başka ceza mahkemesine "itiraz" edilebiliyordu (Örn: 1. Asliye Ceza'nın kararına 2. Asliye Ceza veya Ağır Ceza bakıyordu). Bu itirazlar genellikle dosyanın esasına girilmeden, şekli bir incelemeyle reddediliyor, HAGB kararları fiilen kesinleşiyordu. Yeni sistemde bu dar itiraz yolu tamamen kapatılmıştır. Artık HAGB kararları, doğrudan Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) nezdinde, tıpkı normal mahkumiyet kararları gibi istinaf incelemesine (dosyanın maddi olayının ve hukuki delillerinin esastan incelenmesine) tabi tutulacaktır. BAM'ın vereceği istinaf kararlarına karşı da, yasadaki şartları taşıması halinde Yargıtay'da temyiz yolu açıktır. Bu değişiklik, hukuka aykırı HAGB kararlarının üst mahkemelerce bozulmasını sağlayacak en büyük güvencedir.
İşkence ve Kötü Muamelede Mutlak Yasak: Devletin cezasızlık algısıyla mücadelesi kapsamında; Anayasa'nın 17. maddesi güvencesi altında bulunan işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlilerinin (kolluk kuvvetleri vb.) görevleri sebebiyle işledikleri kötü muamele (orantısız güç kullanımı) niteliğindeki suçlarda hiçbir şekilde HAGB kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu suçları işleyenler cezalarını doğrudan çekecektir.
Yaptırım Seçeneklerinin Kısıtlanması: HAGB kararına konu olan hapis cezası, miktar itibarıyla çok kısa süreli (örneğin 3 ay) olsa dahi, adli para cezasına veya kamuya yararlı bir işte çalışma gibi diğer seçenek yaptırımlara dönüştürülemeyecek ve ertelenemeyecektir.
Ödeme Taksitlendirmesi: HAGB verilmesinin ön şartı mağdurun zararının giderilmesidir. Ancak sanık bu meblağı derhal ve tek seferde ödeme gücüne sahip değilse, mahkeme failin iyi niyetini gözeterek, 5 yıllık denetim süresi boyunca "aylık taksitler" halinde ödeme yükümlülüğü belirleyerek HAGB kararı tesis edebilecektir. Taksitlerin aksatılması HAGB'nin iptali sonucunu doğuracaktır. (Bu 5 yıllık denetim süresi boyunca davanın zamanaşımı süresi işlemeyecek, duracaktır).
Özel Sicil Kaydı: HAGB kararları, e-Devlet uygulamasında veya kurumların istediği standart Adli Sicil (Sabıka) belgelerinde yer almayacaktır. Bu kararlar genel adli sicilden tamamen bağımsız, yalnızca mahkemelerin, Cumhuriyet başsavcılıklarının ve soruşturma yürüten yetkili makamların erişebildiği izole, özel bir sisteme kaydedilecektir.
Kaçak Sanıkların Yargılanması ve İade-i Muhakeme Hakkı
Hakkında yurt içinde veya yurt dışında yakalama kararı bulunup da adresine ulaşılamayan kişilere ceza hukukunda "kaçak sanık" (CMK m. 247) denir. 12. Yargı Paketi, devletin güvenlik tedbirleri ile sanığın adil yargılanma ve savunma hakkı arasında hassas bir denge kurmayı hedeflemiştir.
Sorgusuz Mahkumiyet Yasağı: Mahkeme huzurunda bizzat sorgusu yapılmamış kaçak sanık hakkında, suçun vasfı veya delillerin netliği ne olursa olsun, gıyabında mahkumiyet kararı verilemez veya "ceza verilmesine yer olmadığı" şeklinde hüküm kurulamaz.
Yargılamanın Yenilenmesi Güvencesi: Kaçak sanık hakkında, duruşmalara katılmasını sağlamak amacıyla gıyabında bir "güvenlik tedbiri" (örneğin malvarlığına el konulması/müsadere veya bazı haklardan yoksun bırakılma) kararı verilmişse; sanık veya avukatı sonradan ortaya çıkarak "ben geldim, savunma hakkımı kullanmak istiyorum" şeklinde beyanda bulunduğunda, yargılamanın yenilenmesini (iade-i muhakeme) talep etme hakkına kavuşmuştur. Bu talep üzerine mahkeme dosyayı yeniden açıp savunmayı alarak güncel duruma göre karar verecektir.
Genetik Verilerin (DNA) KVKK Uyumlu Saklanması ve İmhası
Ceza muhakemesi süreçlerinde (örneğin olay yerinden alınan kan, saç veya tükürük örneklerinden) elde edilen genetik kimlik verilerinin ve DNA kayıtlarının (CMK m. 80) yıllarca devletin arşivlerinde tutulması, özel hayatın gizliliğine yönelik ciddi itirazlar doğuruyordu. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ilkeleri doğrultusunda bu alan disipline edilmiştir. Bundan böyle genetik inceleme sonuçları, kişinin kimlik bilgilerinden tamamen arındırılarak kriptolanmış (şifreli) biçimde özel bir sisteme kaydedilecektir. Sistemin imha kuralları netleştirilmiştir:
Soruşturma sonucunda savcılık tarafından Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (KYOK - Takipsizlik) verilirse veya mahkeme yargılaması sonucunda sanık Beraat ederse, bu kişiye ait DNA örnekleri kararın kesinleşmesiyle birlikte derhal (hemen) imha edilecektir.
Eğer kişi mahkum olursa veya beraat/takipsizlik dışında başka tür bir karar (örn: güvenlik tedbiri) verilirse, bu DNA verileri kararın kesinleştiği tarihten itibaren 20 yıl geçtikten sonra sistemden yok edilecektir. Ayrıca kanun, süresi dolduğunda bu verilerin silinmesi için kişiye doğrudan ilgili mercilere başvurarak "silinme talep hakkı" tanımıştır. Sürecin teknik altyapısı Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının ortak hazırlayacağı yönetmelikle belirlenecektir.
Yargıtay Başsavcılığının İtiraz Süresi
Yargıtay Ceza Dairelerinin verdiği onama veya bozma kararlarına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna götürme (itiraz etme) süresi, artan dosya yükü ve daha nitelikli inceleme yapılması ihtiyacı gözetilerek CMK m. 308 kapsamında 1 aydan 3 aya çıkarılmıştır. Ancak hukukun evrensel prensiplerinden olan "lehe yasa" kuralı gereğince, Başsavcının karara sanık lehine (sanığın cezasının haksız yere onandığı, cezanın düşürülmesi veya bozulması gerektiği yönünde) yapacağı itirazlarda herhangi bir zaman aşımı veya süre sınırı uygulanmayacaktır; Başsavcı sanık lehine olan hatayı ne zaman fark ederse itiraz edebilecektir. Bu üç aylık kural, kanunun yürürlük tarihinden sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına intikal eden yeni dosyalar için geçerli olacaktır.
İdari Yargılama Usulünde Yetki Sınırları ve İstinaf Mekanizmaları
İdari eylem ve işlemlere (devletin tasarruflarına) karşı açılan davaların görüldüğü idari yargıda, mahkemelerin hantal yapısını değiştirmek ve dosyaların mahkemeler arasında gidip gelmesini (ping-pong etkisini) önlemek amacıyla İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) ve 2576 sayılı Kuruluş Kanunu'nda önemli revizyonlar yapılmıştır.
Tek Hakimle Çözümlenecek Davaların Parasal ve Konu Kapsamının Genişletilmesi
Kural olarak idare ve vergi mahkemelerinde davalar bir başkan ve iki üyeden oluşan, oylamayla karar alan üç kişilik bir "heyet" tarafından görülür. Ancak içtihadı yerleşmiş, hukuken karmaşık olmayan ve meblağ olarak düşük davaların hızlıca sonuçlandırılması için bazı dosyalar tek bir hakimin yetkisine bırakılır. 12. Yargı Paketi, tek hakimin yetki alanını devasa boyutlarda genişleterek idari mahkemelerin karar alma hızını artırmayı hedeflemiştir.
Parasal Sınırın Yükseltilmesi: Konusu ve dava değeri 486.000 Türk Lirasına kadar olan idari iptal davaları, tam yargı (maddi/manevi tazminat) davaları ve vergi ihtilafları doğrudan idare mahkemesindeki hakimlerden biri tarafından tek başına karara bağlanacaktır.
Konu İtibarıyla Tek Hakime Devredilen Davalar: Davanın parasal bir değeri olmasa dahi, devlet memurları ve kurum içi işleyişle ilgili bazı işlem iptali davaları heyet sisteminden çıkarılmıştır. Bundan böyle;
Kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, memur yolluk, lojman tahsis ve senelik izin işlemleri,
Kamu görevlilerine verilen "uyarma" disiplin cezaları,
Öğrenciler hakkında tesis edilen disiplin cezaları (öğrencinin eğitim hakkını doğrudan bitiren okuldan uzaklaştırma ve okuldan ilişik kesme cezaları gibi ağır yaptırımlar hariç, örneğin kınama veya uyarı cezaları),
Öğrencilerin sınıf geçme, sınav not tespiti, KYK yurt tahsisi, kredi ve burs kesinti/bağlama işlemleri,
65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca yaşlılık aylıklarının kesilmesinden veya bağlanmamasından doğan davalar, artık doğrudan tek hakim tarafından karara bağlanacaktır. Bu usul değişiklikleri, 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra İdare veya Vergi Mahkemelerinde açılacak yeni davalar bakımından geçerli olacaktır.
Bölge İdare Mahkemesinin (BAM) Keşif ve Bilirkişi Yetkisi
Mevcut idari yargı uygulamasında, Bölge İdare Mahkemeleri (İstinaf makamı) yerel mahkemenin verdiği kararı incelerken bir usul eksikliği görürse (örneğin taşınmazın imar durumuyla ilgili keşif yapılmamış veya hesaplama için bilirkişiye gidilmemişse), dosyayı bizzat incelemeyip "kaldırma kararı" ile yeniden işlem yapması için ilk derece mahkemesine geri gönderiyordu. Bu süreç, uyuşmazlıkların gereksiz yere 2-3 yıl daha uzamasına neden oluyordu. Yeni İYUK m. 45 düzenlemesiyle, Bölge İdare Mahkemesinin eli güçlendirilmiştir. İstinaf aşamasında eksik kalan bir keşif, bilirkişi incelemesi veya duruşma yapılması gerekliliği tespit edilirse; BAM dosyayı geri göndermeyecek, bu eksiklikleri bizzat kendisi tamamlayarak uyuşmazlığın esası hakkında nihai kararı verecektir. Kanunda açıkça sayılan ağır usul hataları (görevsiz/yetkisiz mahkemenin karar vermesi, davaya bakması yasaklı olan hakimin hüküm kurması, davacının taleplerinden biri hakkında hiç karar verilmemiş olması gibi haller) haricinde, dosyanın yerel mahkemeye iade edilmesi yasaklanmıştır.
Danıştay'da Temyiz Yoluna İlişkin Yeni Sınırlar
Bölge İdare Mahkemesinin (BAM), ilk derece mahkemesinin kararını istinaf incelemesinde haksız bularak "kaldırıp", uyuşmazlık hakkında yerel mahkeme yerine geçerek "ilk kez esas hakkında yeni bir hüküm" tesis ettiği durumlarda, davanın miktar ve değer kıstaslarına da uyması şartıyla, vatandaşlara kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz başvurusunda bulunma (ikinci bir denetim) yolu açılmıştır.
Ancak yargılamaların makul sürede kesinleşmesi ilkesi doğrultusunda, şu davalarda temyiz yolu kapalı tutulmuştur (BAM kararıyla kesinleşecektir):
Yukarıda sayılan tek hakimle görülen tüm idari ve vergi davaları.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'ndan doğan sınır dışı edilme (deport), idari gözetim ve ikamet izni iptali gibi uyuşmazlıklar.
Sadece avukatlık vekalet ücreti veya mahkeme yargılama giderlerine ilişkin verilen hükümler.
İdari yargının tepe noktası olan Danıştay'ın son yıllarda katlanarak artan iş yüküyle baş edebilmesi ve daha nitelikli içtihat üretebilmesi için teşkilat yapısında da bir esneme yapılmıştır. Danıştay'daki mevcut daire sayısının yasa gereği aşamalı olarak on (10) daireye düşürülmesine yönelik verilen yasal süre dört yıl daha uzatılarak, bu daralma hedefi 23 Temmuz 2030 tarihine ötelenmiştir.
Borçlar Hukuku: Yasal Faiz Sistemi ve Tazminat Hesaplamalarının Revizyonu
Türkiye'deki yüksek enflasyon oranları ve paranın zaman değeri kaybı, yıllarca süren alacak ve tazminat davalarının sonunda hükmedilen bedellerin alım gücünü yitirmesine neden olmaktaydı. Hukuk sistemindeki sabit oranlı (yıllık %9 veya %24 gibi) yasal faiz uygulaması, borcunu ödemeyen tarafı (borçluyu) ekonomik olarak ödüllendiren, alacaklıyı ise cezalandıran bir haksız zenginleşme aracına dönüşmüştü. 12. Yargı Paketi, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun ile Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) yaptığı değişikliklerle bu ekonomik adaletsizliği gidermeyi amaçlamıştır.
Kanuni Faizin Reeskont Oranına (Piyasaya) EndekslenmesiYıllardır süregelen ve mevcut ekonomik realitelerden kopuk olan sabit yasal faiz oranı (en son %24) uygulaması terk edilmiştir. Yasal (kanuni) faiz oranının, doğrudan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından belirlenerek finansal piyasalar için ilan edilen reeskont oranının yüzde 80'ine endekslenmesine karar verilmiştir.
Bu dinamik sistemin matematiği şu şekilde işleyecektir: Örneğin, raporun düzenlendiği (2026 yılı) itibarıyla Merkez Bankası'nın geçerli reeskont oranı %38,75 olarak varsayıldığında; mahkemelerde (tazminat, boşanma, alacak davalarında) ve icra dairelerindeki takiplerde uygulanacak yasal faiz oranı, bu değerin %80'ine tekabül eden %31 seviyesine otomatik olarak yükselecektir. Bu hareketli sistem sayesinde yasal faiz oranı, piyasadaki enflasyon ve faiz rüzgarlarına göre her yıl otomatik olarak güncellenecek; hatta yılın ortasında (30 Haziran itibarıyla) belirlenen oran ile TCMB'nin güncel reeskont oranının yüzde sekseni arasında 5 puanlık (veya daha fazla) bir fark oluşursa, yılın ikinci yarısında doğrudan bu yeni (güncel) oran tatbik edilecektir. Bu düzenleme, borçluların "mahkeme uzasın, faiz zaten düşük, parayı bankada değerlendiririm" şeklindeki kötü niyetli stratejilerini çökertmeyi hedeflemektedir.
İş Gücü Kaybı ve Destekten Yoksunluk Tazminatlarında Faiz Başlangıcı
Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde, haksız fiillerden (örneğin trafik kazası, iş kazası, doktor hatası gibi olaylardan) doğan ölüm neticesinde "destekten yoksun kalma" ve bedensel zararlar neticesinde "iş gücü kaybı (maluliyet)" hesaplamalarına ilişkin faiz başlangıç süreleri radikal bir doktriner değişikliğe uğramıştır.
Yeni aktüerya ve hesaplama doktrinine göre tazminatlar iki farklı döneme ayrılarak faiz işletilecektir:
Geçmiş Dönem (Bilinen Zararlar): Mağdurun haksız fiilin gerçekleştiği tarihten, mahkemenin karar vereceği tarihe kadar geçen süredeki maddi kazancının miktarının net olarak tespit edilebildiği (bilindiği) döneme ilişkin tazminat kalemlerinde, faiz doğrudan haksız fiilin (olayın/kazanın) gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Gelecek Dönem (Bilinmeyen Muhtemel Zararlar): Mağdurun hayatının geri kalanında (gelecekte) elde edeceği muhtemel kazançlara dayalı olarak varsayımsal projeksiyon yapılarak hesaplanan zararlar için ise faiz, haksız fiil tarihinden değil, mahkemenin hükmü verdiği (karar) tarihinden itibaren uygulanacaktır.
Bu yasal değişiklik idari yargıdaki devlet aleyhine açılan tam yargı (tazminat) davaları için de devrim niteliğindedir. Eskiden Danıştay içtihatları gereği idari tazminatlarda faiz, davanın açıldığı (veya idareye başvurulduğu) tarihten başlatılıyordu. Yeni TBK m. 55 değişikliği sonrası (bu hükümler idari eylemlere de kıyasen uygulandığından), bilinen idari zararlar için de faiz doğrudan olayın gerçekleştiği haksız fiil tarihinden başlayacak; böylece idari uyuşmazlıklardaki tam tazmin ilkesi daha etkili çalışacaktır. Bu düzenleme geriye dönük uygulanmayacak olup, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelecek haksız fiiller ve kazalar için tatbik edilecektir. Ayrıca davalı tarafın, mahkeme kararı çıkmadan önce mağdurun zararını telafi etmek maksadıyla yaptığı avans veya peşin ödemeler, karar verilen toplam tazminat alacağından oransal biçimde mahsup edilecektir (düşülecektir).
Noterlik Kanunu ve Dijital Hukuk Uygulamaları (UYAP Entegrasyonu)
Bürokrasinin hızlandırılması ve posta/tebligat gecikmelerinin önüne geçilmesi maksadıyla, adli merciler ile Noterlikler arasındaki evrak alışverişi tamamen dijitalleştirilmiştir. Bir hukuk veya ceza davasında; mahkemeler, sulh ceza hakimlikleri veya Cumhuriyet başsavcılıkları, bir soruşturma kapsamında noterliklerde tutulan evrakların veya defterlerin örneğini incelemek isteyebilir.
Eski sistemde bu talepler fiziki müzekkerelerle yazılır, noterlikler sayfalarca evrağı fotokopi çekip, aslına uygunluğunu mühürleyip PTT (posta) kanalıyla adliyelere fiziken gönderirdi; bu da haftalar süren bir zaman kaybı yaratırdı. Yeni Noterlik Kanunu değişikliği ile bu çağdışı yöntem terkedilmiştir. İlgili merci evrakın onaylı örneğini talep ettiğinde; noter, fiziksel kağıt göndermek yerine belgenin aslını elektronik ortamda yüksek çözünürlükle tarayacak, güvenli elektronik imzası (e-imza) ile onaylayarak oluşturduğu resmi dijital belgeyi UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) üzerinden anında adli makama gönderecektir. Dijital gönderim altyapısının mümkün olmadığı çok istisnai yerlerde fiziki belge yollanmaya devam edilecektir. Devleti ve vatandaşı maddi külfetten kurtarmak adına; elektronik ortamda yapılan bu resmi evrak iletimi işlemleri için yevmiye numarası verilmeyecek, vatandaşlardan harç, damga vergisi veya değerli kağıt ücreti adı altında hiçbir yasal maliyet alınmayacaktır.
Ayrıca Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) yapılan eklemeyle, vesayet altındaki kişilerin (akıl sağlığı yerinde olmayan kısıtlıların veya velayeti altından çıkmış küçüklerin) mallarının yönetimi şeffaflaştırılmıştır. Eskiden bu kişilerin taşınır ve taşınmaz mallarının vasileri tarafından satışı, adliye koridorlarında fiziki açık artırmalarla yapılıyordu ve ihalelere rekabet sağlanamıyordu. Yeni düzenleme ile vesayet makamının izniyle yapılacak bu satışlar, artık çok daha geniş bir kitlenin katılım sağlayabileceği şeffaf UYAP e-satış portalı üzerinden gerçekleştirilecektir. Vesayet satışlarının dijital platforma taşınması ciddi bir altyapı kodlaması gerektirdiğinden, bu hükmün yürürlük tarihi 31 Ekim 2026 olarak yasalara geçmiştir.
Taslaktan Çıkarılan, Kanunlaşmayan ve Reddedilen Gündem Maddeleri
Kamuoyunda aylarca tartışılan, yazılı ve görsel medyada "kesin çıkıyor" başlıklarıyla sunulan ancak TBMM komisyonlarında veya Genel Kurul görüşmelerinde verilen önergelerle 7589 sayılı Kanun metninden son anda çıkarılan (yasalaşmayan) maddelerin analiz edilmesi, yanlış hukuki beklentilerin ve stratejilerin önüne geçmek adına hayati öneme sahiptir:
Af, Kapsamlı İnfaz İndirimi ve Denetimli Serbestlik (YASALAŞMADI): Çeşitli sosyal medya platformlarında dolaşıma sokulan "%50 infaz indirimi", "kapalı cezaevinden açığa ayrılma sürelerinin esnetilmesi", "3 yıllık şartlı tahliye veya denetimli serbestlik modelinin geri gelmesi" iddiaları tamamen gerçek dışıdır. 12. Yargı Paketi metninde hiçbir genel af, özel af veya katalog suçları da içine alan genel bir infaz yasası değişikliği bulunmamaktadır. Kanun, cezasızlık algısını gidermeye yönelik prensipler barındırır, ceza indirimi sadece spesifik olarak "IBAN kullandıran dolandırıcılık iştirakçilerine" (TCK 158/4) tanınmış dar ve teknik bir istisnadır.
Süresiz Nafakanın Sınırlandırılması (YASALAŞMADI): Anayasa Mahkemesi'nin 4 Haziran 2026 tarihinde, Türk Medeni Kanunu'ndaki süresiz yoksulluk nafakasının dayanağı olan ilgili ibareyi iptal edip meclise 9 ay süre vermesinin ardından, "nafaka sınırlandırmasının" (örneğin evlilik süresi kadar nafaka ödenmesi modeli) bu pakete ekleneceği iddia edilmişti. Ancak aile hukukundaki değişikliklerin aceleye getirilmemesi, kadın ve çocuk haklarının bütüncül bir yeni Aile Hukuku Paketi ile değerlendirilmesi kararlaştırıldığından, nafaka reformu taslaktan çıkarılmıştır. Raporun kaleme alındığı tarih itibarıyla mevcut "süresiz yoksulluk nafakası" içtihatları aynen yürürlüktedir. Keza, çekişmeli boşanmalarda yargılamanın hızı için "1 yıllık fiili ayrılığın boşanma sebebi sayılması" maddesi de metne girmemiştir.
İdareye Karşı İlamlı İcra Takiplerinde Ön Başvuru Şartı (YASALAŞMADI): TBMM Adalet Komisyonu'nun ilk taslağında yer alan ve hukuk çevrelerinden yoğun tepki çeken bir maddedir. İcra ve İflas Kanunu'na (m. 34/A) eklenmesi planlanan bu kurala göre; vatandaşlar, bakanlıklar veya belediyeler gibi devlet kurumları aleyhine kazandıkları para alacağı mahkeme kararlarını (ilamları, yargılama giderlerini, vekalet ücretlerini) tahsil etmek için doğrudan icra dairesine gidemeyecekti. Önce ilgili kamu kurumuna yazılı başvurup, IBAN verip, idarenin ödeme yapması için 1 ay zorunlu olarak beklemeleri gerekecekti. Hak arama hürriyetini ve alacağa kavuşmayı geciktireceği gerekçesiyle bu kısıtlayıcı madde TBMM Genel Kurul görüşmeleri sırasındaki son dakika önergeleriyle metinden tamamen çıkarılıp reddedilmiştir. Sonuç itibarıyla; idareye (devlete) karşı kazanılan ilamlı icra takiplerinde eski usul aynen devam etmekte olup, idareye icra öncesi başvuru zorunluluğu yoktur.
Bilişim Cihazlarında (Bilgisayar/Telefon) Arama ve El Koyma Yetkisi (YASALAŞMADI): CMK m. 134 kapsamında, bilişim suçlarında şüphelilerin dijital materyallerinin aranmasına, kopyalanmasına veya el konulmasına dair usulleri yeniden dizayn eden (Cumhuriyet Savcısının yetkilerini esnetmeyi öngören) madde de Genel Kurul'da reddedilerek 7589 sayılı kanun metninden dışlanmıştır. Dijital delillere yönelik mevcut katı hakim onayı ve hukuki güvence rejimi değişmemiştir.
Yargıtay'ın Görevsizlik Gerekçesiyle Bozma Yasağı (YASALAŞMADI): İlk derece mahkemelerinin esas hakkında verdiği kararların, Yargıtay tarafından işin esasına girilmeden yalnızca "görevsizlik" (yanlış mahkemede dava açıldığı) gerekçesiyle bozulmasını engellemeyi hedefleyen HMK m. 371 değişikliği de komisyon aşamasında taslaktan çıkarılmıştır

UYARI !!
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Muhammed Emre CEBECİ'ye aittir. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.




Yorumlar