top of page

Türk Ceza Hukukunda Cinsel Dokunulmazlığa ve Genel Ahlaka Karşı Suçlar: Taciz, İstismar, Tecavüz ve Teşhircilik Üzerine Kapsamlı Doktriner ve İçtihat Analizi

13 Haz
24 dakikada okunur
1. Giriş ve Cinsel Suçların Tarihsel-Hukuki Evrimi

Ceza hukuku doktrininde ve tarihsel kanunlaştırma hareketlerinde cinsel suçların tasnifi, tanımlanması ve cezalandırılma felsefesi, toplumların sosyolojik yapılarına, kadına bakış açılarına ve mülkiyet kavramlarına paralel olarak büyük değişimler göstermiştir. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların modern anlamda bireyin temel hak ve özgürlükleri bağlamında ele alınması nispeten yakın bir döneme rastlamaktadır. Erken çağlarda ve özellikle Antik Yunan hukuk sistemlerinde kadına yönelik gerçekleştirilen cinsel saldırılar veya tecavüz eylemleri, kadının bağımsız bir birey olmasından ziyade, babasının veya kocasının mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal, bir tür "mala zarar verme" veya "mülkiyet ihlali" olarak değerlendirilmiştir. Kadının toplumdaki yeri itibarıyla babası veya kocası olan erkeğe mutlak bir tabiiyet içinde bulunduğu düşüncesi, hukuk sistemlerine de doğrudan yansımış ve kadının bedeni üzerindeki tasarruf yetkisi erkeğe atfedilmiştir.


Erken Ortaçağ Avrupası'na gelindiğinde de bu algının büyük ölçüde devam ettiği görülmektedir. Kadına eşya statüsünde yaklaşan bu dönem zihniyeti, şiddet ve cinsel saldırı suçlarını kadının tabi olduğu erkeğe karşı işlenmiş bir mülkiyet ihlali kapsamında cezalandırmaktaydı. İlerleyen yüzyıllarda, dinin ve kilisenin toplumsal hayattaki etkisinin zirveye ulaşmasıyla birlikte suç ile günah arasındaki kesin sınırlar belirsizleşmiş, cinsel suçlar bireyin bedenine yönelik bir haksızlıktan ziyade "genel ahlakı" ve "tanrısal nizamı" bozan eylemler olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Bu yaklaşım, cinsel ilişkilere ve bedensel bütünlüğe dair yasaklamaların temelinde bireyi değil, toplumsal ahlakı koruma gayesinin yattığını göstermektedir.


Cumhuriyet dönemi Türk hukuk sistemine bakıldığında, 1 Mart 1926 tarihinde yürürlüğe giren ve uzun yıllar uygulanan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda da benzer bir sistematik benimsenmiştir. Söz konusu mülga kanun, cinsel suçları "Kişilere Karşı Cürümler" başlığı altında değil, "Adab-ı Umumiye ve Nizam-ı Aile Aleyhine Cürümler" (Genel Ahlak ve Aile Düzenine Karşı Suçlar) sekizinci babı altında düzenlemiştir. Bu durum, kanun koyucunun o dönemdeki iradesinin, cinsel şiddet ve istismar suçlarıyla öncelikli olarak kişilerin cinsel özgürlüklerini değil, toplumun genel ahlakını, edep duygularını ve ailenin kutsiyetini korumak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.


Ancak zaman içinde gelişen insan hakları doktrinleri, uluslararası sözleşmeler ve birey odaklı hukuk anlayışı, bu yapının değişmesini zorunlu kılmıştır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ile birlikte cinsel suçlara yaklaşımda adeta devrim niteliğinde bir paradigma değişimi yaşanmıştır. Yeni kanun koyucu, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve cinsel taciz gibi suçları "Kişilere Karşı Suçlar" kısmının altında yer alan "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" bölümünde sistematize etmiştir. Bu yeni düzenlemeyle birlikte, suçun işlenmesiyle ihlal edilen ve hukuk düzeni tarafından korunan hukuki değer; genel ahlak veya aile nizamı değil, doğrudan doğruya "kişinin cinsel dokunulmazlığı" olarak tanımlanmıştır. Bir diğer ifadeyle, kişinin kendi cinsel yaşamı ve bedeni üzerinde karar verebilme, bu iradesini dış dünyaya yansıtabilme özgürlüğü en üst düzeyde koruma altına alınmıştır. Öte yandan, mağduru belirli bir birey olmayan, aleni olarak toplumun karşısında gerçekleştirilen teşhircilik ve cinsel ilişki fiilleri ise TCK Madde 225 kapsamında halen "Genel Ahlaka Karşı Suçlar" bölümünde varlığını sürdürmektedir.


Bu hukuki mütalaa ve bilgilendirme raporu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında yer alan cinsel saldırı (m. 102), çocukların cinsel istismarı (m. 103), reşit olmayanla cinsel ilişki (m. 104), cinsel taciz (m. 105), kişilerin huzur ve sükununu bozma (m. 123) ve hayasızca hareketler (m. 225) suçlarını; suçların maddi ve manevi unsurları, teşebbüs, iştirak ve içtima gibi özel görünüş biçimleri, ispat hukuku standartları ve bilhassa Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile ilgili Ceza Dairelerinin emsal içtihatları çerçevesinde son derece detaylı ve analitik bir düzlemde incelemektedir.

2. Cinsel Saldırı Suçu ve Cezalandırma Rejimi (TCK Madde 102)

2.1. Korunan Hukuki Değer, Suçun Konusu ve Maddi Unsurlar

TCK Madde 102 hükmü, yetişkin bireylerin (18 yaşını doldurmuş kişilerin) cinsel dokunulmazlığını ihlal eden fiziksel temaslı eylemleri cezalandırmaktadır. Kanun metnine göre; "Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır". Bu suçun oluşabilmesi için aranan en temel ve vazgeçilmez maddi unsur, fail ile mağdur arasında hukuka aykırı bir "bedensel temasın" (vücut dokunulmazlığının ihlali) fiilen gerçekleşmiş olmasıdır. Eğer fail, mağdurun vücuduna fiziki olarak hiçbir şekilde temas etmemiş, yalnızca söz, yazı, mimik veya dijital iletiler yoluyla cinsel amaçlı davranışlarda bulunmuşsa, bu eylem cinsel saldırı suçunu değil, şartları oluştuğu takdirde TCK Madde 105'te düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturacaktır.


Suç teşkil eden her hareketin mutlak surette yöneldiği bir konu bulunmak zorundadır; konusuz suç olması ceza hukuku dogmatiği açısından mümkün değildir. Bu bağlamda cinsel saldırı suçunda suçun konusu, cinsel davranışlarla vücut dokunulmazlığı doğrudan doğruya ihlale uğrayan kişinin (mağdurun) vücududur. Suçun faili açısından kanunda özel bir nitelik (özgü suç) öngörülmemiş olup, herkes bu suçun faili olabilir. Mağdur ise, kendisine karşı cinsel amaçlı bedensel eylemlerin rızası hilafına gerçekleştirildiği 18 yaşından büyük kişidir. Şayet eyleme maruz kalan kişi 18 yaşını doldurmamış bir birey ise, eylemin mahiyetine ve cebir/tehdit unsurunun varlığına göre durum TCK 103 (cinsel istismar) veya TCK 104 (reşit olmayanla cinsel ilişki) bağlamında değerlendirilecektir.


2.2. Eylemin Yoğunluğuna Göre Cinsel Saldırının Kademelendirilmesi: Sarkıntılık, Basit ve Nitelikli Haller

Kanun koyucu, cinsel saldırı niteliği taşıyan eylemleri, içerdikleri haksızlık içeriğine, mağdur üzerinde bıraktıkları etkiye, süresine ve yoğunluğuna göre üç farklı kategoriye ayırmış ve cezalandırma rejimini buna göre kademelendirmiştir:


2.2.1. Sarkıntılık Düzeyinde Kalan Cinsel Saldırı (TCK m. 102/1-2. Cümle)

Sarkıntılık kavramı, TCK'da müstakil bir suç tipi olarak değil, basit cinsel saldırı suçunun daha az cezayı gerektiren hafifletilmiş bir hali (şekli) olarak düzenlenmiştir. "Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir". Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili dairelerin yerleşik içtihatlarına göre bir eylemin sarkıntılık sayılabilmesi için temel ölçüt; eylemin "kısa süreli, ani ve kesintili" olarak gerçekleşmesi, devamlılık ve yoğunluk arz etmemesidir. Failin eylemini dışarıdan bir müdahale veya mağdurun şiddetli direnci olmaksızın, ani bir hareketle gerçekleştirip kendiliğinden sonlandırması sarkıntılığın tipik göstergesidir.


Emsal Karar Analizi: Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2021/1591 E., 2021/8584 K. sayılı kararına konu olan olayda, sanığın yanında çalışan reşit mağdureyi aniden dudağından öpmesi, göğüslerine dokunması ve arkadan sürtünmesi şeklindeki bedensel temaslı eylemi incelenmiştir. Mahkeme, bu eylemlerin bir süreç yayılmadığını, kısa süreli, ani ve kesintili şekilde gerçekleşip sonlandığını tespit ederek, olayın basit cinsel saldırı değil, sarkıntılık düzeyinde kaldığına ve cezanın sarkıntılık hükümleri uyarınca tayin edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.


2.2.2. Basit Cinsel Saldırı (TCK m. 102/1-1. Cümle)

Sarkıntılık boyutunu ve yoğunluğunu aşan, ancak mağdurun vücuduna organ veya sair bir cisim sokulması (nitelikli hal) aşamasına varmayan, cinsel amaçlı bedensel temasla gerçekleştirilen sürekli ve yoğun eylemler basit cinsel saldırı olarak nitelendirilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun tanımıyla basit cinsel saldırı, sarkıntılık ile nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs arasında konumlanan bir eylem türüdür. Bu halde faile verilecek hapis cezası beş yıldan on yıla kadardır. Eylemin ani olmaktan çıkıp belli bir süre boyunca devam etmesi, failin mağdur üzerindeki hakimiyetini sürdürmesi bu suç tipini sarkıntılıktan ayırır.


2.2.3. Nitelikli Cinsel Saldırı (Tecavüz) (TCK m. 102/2)

Halk arasında tecavüz olarak bilinen nitelikli cinsel saldırı, TCK m. 102/2'de; "Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir. Nitelikli halin varlığı için mağdurun vücuduna vajinal, anal veya oral yoldan failin cinsel organının veya herhangi başka bir cismin (şişe, sopa vb.) sokulması gerekmektedir. İhlalin vücut boşluklarına nüfuz edecek şekilde gerçekleşmesi, korunan hukuki değerin en ağır şekilde ihlali anlamına geldiğinden, kanun koyucu alt sınırı oldukça yüksek tutarak 12 yıl hapis cezası öngörmüştür.


2.3. Hukuka Uygunluk Nedeni Olarak "İlgilinin Rızası"nın Sınırları ve Şartları


Ceza dogmatiğinde suçun maddi ve manevi unsurları gerçekleşse dahi, eylemi hukuka aykırı olmaktan çıkaran bazı durumlar mevcuttur; bunlara hukuka uygunluk nedenleri denir. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, fiili suç olmaktan çıkaran yegane hukuka uygunluk nedeni mağdurun özgür iradesiyle verdiği "rızadır". Yetişkinler (18 yaşını doldurmuş bireyler) arasında gerçekleşen her türlü cinsel eylem, tarafların geçerli rızası bulunduğu müddetçe ceza hukukunun ilgi alanına girmez.


Ancak rızanın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için doktrinde ve Yargıtay uygulamalarında katı şartlar aranmaktadır. Bu şartlar; rızayı açıklayan kişinin ehliyetinin (ayırt etme gücünün) bulunması, rızanın üzerinde mutlak tasarruf edilebilir bir hukuki menfaate ilişkin olması ve rızanın hukuken geçerli bir irade açıklamasıyla (cebir, tehdit veya hile olmaksızın) ortaya konmasıdır. Kişinin gerçekleştirdiği fiilin hukuki sonuçlarını idrak edebilme kapasitesi olan "fiil ehliyeti", rızanın temelidir. Örneğin kişinin aşırı derecede alkollü veya uyuşturucu madde etkisi altında olduğu, dolayısıyla fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin geçici veya kalıcı olarak ortadan kalktığı bir durumda vereceği rıza, hukuken geçersiz kabul edilir ve eylem cinsel saldırı suçunu oluşturur. Ayrıca doktrinde tartışılan önemli bir husus da; rızanın varlığı veya yokluğunun tespitinde, örf, adet veya ahlak kuralları gibi yazılı olmayan normların kıstas alınıp alınamayacağıdır. Hukukçular, böylesi bir durumda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilebileceğini belirterek, rıza müessesesinin mutlak surette objektif hukuki kriterlere göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.


2.4. Rızanın İspatı, İletişim Kayıtları ve "Şüpheden Sanık Yararlanır" İlkesi

Uygulamada cinsel saldırı suçlamasıyla yapılan yargılamaların büyük bir kısmı, başlangıçta rıza var olmasına rağmen sonradan (aile baskısı, toplumsal normlar, pişmanlık veya maddi talepler gibi sebeplerle) rızanın bulunmadığı yönünde yapılan şikayetlerden kaynaklanmaktadır. Böylesi hassas yargılamalarda ceza hakiminin rolü, maddi gerçeği ortaya çıkarırken tarafların beyanlarını mikroskobik bir titizlikle incelemektir. Zira cinsel suçlar, doğası gereği genellikle fail ve mağdurun baş başa kaldığı, üçüncü kişi konumundaki tanıkların bulunmadığı kapalı ortamlarda işlenmektedir.


Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Daireleri, cinsel saldırı suçlarında mağdurun "soyut beyanının" (harici hiçbir somut delille desteklenmeyen salt suçlama ifadesinin) tek başına mahkumiyet için yeterli olmadığını kesin kurallara bağlamıştır. Yargılamalarda rızanın varlığını değerlendirmek için tarafların geçmiş yaşantıları, olayın öncesi ve sonrasındaki iletişimleri (WhatsApp, Facebook, Instagram mesajlaşmaları), birlikte çekilmiş fotoğrafları ve olayın adli makamlara intikal ediş biçimi bir bütün olarak incelenir.


Emsal Kararlar Çerçevesinde İspat ve İlliyet Analizi:

  1. Mesajlaşmalar ve Anı Defterleri: Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2016/160 E., 2016/2850 K. sayılı kararında; mağdure sanığın kendisini ilişkiyi ailesine söylemekle tehdit ederek zorla cinsel ilişkiye girdiğini iddia etmiştir. Ancak dosyaya yansıyan WhatsApp/Facebook görüşme kayıtları, mağdurenin kendi el yazısıyla tuttuğu anı defteri ve tarafların birlikte samimi fotoğrafları incelendiğinde aralarında duygusal bir bağ bulunduğu saptanmıştır. Yargıtay, mağdurenin soyut iddiası dışında cezalandırmaya yeterli, her türlü şüpheden uzak kesin bir delil bulunmadığını belirterek sanığın beraatine hükmetmiştir.

  2. Mağdurun Çelişkili Beyanları: Yargıtay 14. Ceza Dairesi (2015/8076 E., 2019/9876 K. ve 2016/5400 E., 2019/11851 K.), mağdurun kolluk, savcılık ve mahkeme huzurunda verdiği ifadeler arasında esaslı çelişkiler bulunması, olayın intikal zamanının makul olmaması ve hayatın olağan akışına aykırı durumların varlığı halinde sanığın beraat etmesi gerektiğini açıkça içtihat etmiştir. Savunmanın istikrarı karşısında iddia makamının tanık ve delillerle şüpheyi yenememesi mahkumiyeti engeller.

  3. In Dubio Pro Reo (Şüpheden Sanık Yararlanır) İlkesi: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/184 E., 2020/406 K. sayılı kararında; mağdurenin sanığın kendisini terk edip gideceği korkusuyla cinsel ilişkiye rıza gösterdiğini beyan etmesi, ilişkinin uzun süre saklanması ve olay sonrasında da taraflar arasında duygusal içerikli mesajlaşmaların devam etmesi hususları değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, olayda sanığın cebir veya tehdit (zor kullanma) suretiyle cinsel ilişkiye girdiği iddiasının şüpheli kaldığını belirtmiştir. Ceza muhakemesinin en temel yapı taşı olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca, gerçekleşme şekli şüpheli veya tam aydınlatılamamış olayların ve iddiaların sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet kurulamayacağı, bu şüphenin mutlaka sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.


2.5. Suçun Özel Görünüş Biçimleri: Teşebbüs, Gönüllü Vazgeçme ve Zincirleme Suç

Cinsel saldırı suçu bağlamında teşebbüs, vazgeçme ve içtima kuralları hukuki nitelendirme açısından karmaşık alanlar yaratmaktadır.

  • Teşebbüs ve Basit Cinsel Saldırı Ayrımı (TCK m. 36): Failin, mağdura tecavüz etmek (nitelikli cinsel saldırı) maksadıyla icra hareketlerine başlayıp, mağdurun bağırması, direnmesi veya dışarıdan polis/üçüncü şahısların müdahalesi gibi "kendi elinde olmayan" dışsal nedenlerle eylemini tamamlayamaması halinde nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs hükümleri uygulanır. Uygulamada mahkemeler, nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs (başarısız tecavüz girişimi) ile tamamlanmış basit cinsel saldırı suçunu sıklıkla karıştırmaktadır. Failin kastının organ sokmaya yönelik olup olmadığı, icra hareketlerinin ulaştığı boyut incelenerek belirlenir.

  • Gönüllü Vazgeçme (TCK m. 36): Şayet fail icra hareketlerini dışsal bir zorlama olmadan, kendi içsel ve hür iradesiyle sonlandırırsa "gönüllü vazgeçme" kurumu devreye girer. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2020/93 E., 2021/319 K.) kararına göre gönüllü vazgeçmenin hukuken kabul görebilmesi için katı iki şart vardır: 1) Fail suçun icra hareketlerini isteyerek (vicdan azabı, acıma duygusu vb. ile) terk etmeli veya suçun tamamlanmasını çabalarıyla önlemelidir. 2) Sonucun gerçekleşmemesi salt failin kendi inisiyatifi ve çabasıyla olmalıdır. Eğer tecavüz girişimi mağdurun polisi aramasıyla veya odaya birinin girmesiyle önlenmişse, fail dışsal bir nedenle durmak zorunda kaldığından kural olarak gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanmaz ve faile teşebbüsten ceza verilir.

  • Zincirleme Suç (TCK m. 43): Kanunda bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi zincirleme suç olarak tanımlanmıştır. Failin aynı mağdura karşı farklı günlerde (örneğin bir ay içinde üç kez) cinsel saldırıda bulunması durumunda, faile üç ayrı ceza verilmez; tek bir cinsel saldırı cezası verilir ancak TCK m. 43 uyarınca bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Suçun farklı kişilere (örneğin iki farklı kadına) karşı işlenmesi durumunda ise zincirleme suç uygulanmaz, gerçek içtima kuralları gereği fail her bir mağdur için ayrı ayrı cezalandırılır.

3. Çocukların Cinsel İstismarı Suçu (TCK Madde 103)

Türk Ceza Kanunu sistematiğinde çocukların cinsel dokunulmazlığının korunması, yetişkinlere kıyasla çok daha hassas, detaylı ve katı yaptırımlara bağlanmış bir hukuki rejime tabi tutulmuştur. TCK Madde 103, bireyin fiziksel, ruhsal ve cinsel gelişimini en ağır şekilde zedeleyen cinsel istismar eylemlerini, çocuğun yaş gruplarına göre farklı tanımlamalar yaparak cezalandırmaktadır.


3.1. Yaş Gruplarına Göre İstismarın Tanımı ve Rıza Kavramının İlgası

Kanun koyucu, uluslararası sözleşmelere ve gelişim psikolojisi verilerine dayanarak, cinsel istismar suçunun maddi unsurlarını mağdurun içinde bulunduğu yaş aralığına göre iki temel kategoriye ayırmıştır :

  1. On Beş Yaşını Tamamlamamış (15 Yaş Altı) Çocuklar ile Algılama Yeteneği Gelişmemiş Çocuklar: TCK m. 103/1-a bendine göre, 15 yaşını tamamlamamış olan çocuklara veya 15 yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan (örneğin zihinsel engelli) çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış mutlak surette cinsel istismar suçunu oluşturur. Bu yaş grubundaki çocukların kendi bedenleri ve cinsellikleri üzerinde hukuken geçerli bir tasarrufta bulunma, sonuçlarını idrak ederek karar verme ehliyetleri hiçbir şekilde kabul edilmemektedir. Bu nedenle, çocuğun eyleme gösterdiği sözde "rıza" veya "istek", fiili suç olmaktan çıkarmaz, eylemi hukuka uygun hale getirmez ve failin ceza sorumluluğunu zerre kadar ortadan kaldırmaz. Rıza, 15 yaş altı mağdurlar için tamamen geçersiz ve yok hükmündedir.

  2. On Beş Yaşını Bitirmiş Olup On Sekiz Yaşını Tamamlamamış Çocuklar ("Diğer Çocuklar"): TCK m. 103/1-b bendi uyarınca, bu yaş grubundaki (15-18 yaş arası) algılama yeteneği gelişmiş çocuklara karşı gerçekleştirilen eylemlerin cinsel istismar (TCK 103) sayılabilmesi için, eylemin sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmiş olması zorunludur. Kanun koyucu, bu yaş grubundaki bireylerin belirli bir olgunluğa ulaştığını kabul ederek, onların cebir veya hile altında kalmaksızın özgür iradeleriyle aldıkları cinsel kararları "istismar" çerçevesinden çıkarmıştır. Şayet 15-18 yaş aralığındaki çocuk eyleme hiçbir zorlama olmadan geçerli bir rıza göstermişse, fail cinsel istismardan değil, fiilin türüne göre reşit olmayanla cinsel ilişki (TCK 104) suçundan yargılanır.

  3. On İki Yaş Altı Sınırı (Nitelikli Cezalandırma Şartı): Kanunda mağdurun 12 yaşını tamamlamamış olması ayrı bir suç tipi değil, verilecek cezanın alt sınırını dramatik ölçüde artıran bir nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. TCK m. 103/1 uyarınca mağdur 12 yaşın altındaysa, verilecek hapis cezası istismar durumunda 10 yıldan, sarkıntılık durumunda ise 5 yıldan az olamaz. Şayet 12 yaş altı bir çocuğun vücuduna organ veya cisim sokulursa (nitelikli istismar), faile verilecek cezanın alt sınırı 18 yıl hapistir.


3.2. Çocuğa Yönelik Sarkıntılık ile Basit İstismar Ayrımı

Yetişkinlere yönelik cinsel saldırı suçunda olduğu gibi, çocukların cinsel istismarında da fiziksel temasın süresi, ani oluşu ve yoğunluğuna göre bir tasnif yapılmıştır. Kanunda açıkça tanımlanmamış olsa da Yargıtay içtihatları ve doktrin sarkıntılık fiilini; "belirli bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ani ve kesiklik gösteren, devamlılık arz etmeyen hareketler" olarak tanımlamaktadır. Çocuğa karşı eylemin bu düzeyde kalması durumunda faile verilecek temel ceza 3 yıldan 8 yıla kadar hapistir. İstisnai bir usul kuralı olarak, eğer sarkıntılık düzeyinde kalan istismar suçunun faili de bir çocuk ise (örneğin 16 yaşındaki bir çocuğun 14 yaşındaki çocuğa sarkıntılık etmesi), soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun veya kanuni temsilcisinin (veli/vasi) şikayetine bağlanmıştır.


Buna karşın, eylemin ani olmaktan çıkıp süreklilik ve yoğunluk göstermesi, basit cinsel istismar suçunu (8-15 yıl hapis) oluşturur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin (14/10/2016 T., 2016/7238 E., 2016/7074 K.) kararına konu olayda; failin olay gecesi yolda yürüyen mağdurenin arkasından yaklaşarak bir eliyle cinsel organını okşaması, aynı esnada diğer eliyle de göğüslerini sıkması şeklindeki kombine eylemleri incelenmiştir. Yüksek Mahkeme, eylemin ani ve kesintili olma sınırını aştığını, mağdur üzerinde kurulan tahakkümün ve temasın yoğunluğu dikkate alındığında fiilin "sarkıntılık düzeyini aştığına" ve sanığın basit cinsel istismar suçundan daha ağır bir yaptırımla cezalandırılması gerektiğine hükmetmiştir.


3.3. İstismar Suçunun Nitelikli Halleri, İştirak ve İçtima Rejimi

TCK Madde 103, failin konumuna, fiilin işleniş şekline ve ortaya çıkan neticenin ağırlığına göre cezayı yarı oranında veya müebbet hapse kadar artıran çok sayıda nitelikli hal öngörmüştür:

  • Failin Sıfatı ve İşleniş Biçimi: Suçun birden fazla kişi tarafından iştirak halinde birlikte işlenmesi, insanların toplu yaşamak zorunda olduğu ortamların (yurt, okul vb.) sağladığı kolaylıktan yararlanılması cezayı artırır. Failin, mağdur ile üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde olması (ensest ilişkiler), üvey ebeveyn veya evlat edinen olması, ya da vasi, öğretmen, bakıcı veya sağlık personeli gibi koruma/gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerce veya kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi durumlarında verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır.

  • Ağır Neticeler ve Adli Tıp Kurumu Raporları: Failin cinsel istismar sırasında uyguladığı cebir ve şiddetin, kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, faile ayrıca kasten yaralama suçundan da ceza verilir (gerçek içtima). Suç sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde ceza ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması hali ise son derece teknik bir ispata tabidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2022/73 E., 2025/386 K.) kararında belirtildiği üzere; suçun iştirak halinde (birden fazla kişi tarafından) işlendiği senaryolarda, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın arttığı belirtilmiş olsa dahi, sanıkların her birinin ayrı ayrı gerçekleştirdiği bireysel eylemlerin mağdurun ruh sağlığını müstakilen (tek başına) bozduğu yönünde net, bilimsel bir tespit yapılmadığı sürece sanıklar aleyhine TCK 103/6 kapsamında cezada artırım hükümleri uygulanamaz.

  • Suçların İçtiması (TCK 103 ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma): Cinsel istismar suçunun mağduru alıkoyarak (örneğin bir eve veya araca kilitleyerek) işlenmesi halinde hukuki durum nedir? Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin (2022/5812 E., 2024/2772 K.) kararına göre, cinsel istismar suçunun kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçuyla birlikte işlenmesi halinde, erime veya geçitli suç mantığı uygulanmaz; fail "fikri içtima"dan yararlanamaz ve her iki ayrı suçtan da ayrı ayrı mahkum edilerek cezalandırılır.

  • Suça İştirak (TCK m. 37-39): Cinsel istismar suçunun birden fazla kişi tarafından işlenmesi (iştirak) mümkündür. TCK'nın genel hükümleri gereği, suça bizzat katılanlar TCK 37 uyarınca "müşterek fail", suçu işlemeye teşvik edenler TCK 38 kapsamında "azmettiren", suçun işlenmesine zemin hazırlayan veya gözcülük yapanlar ise TCK 39 kapsamında "yardım eden" sıfatıyla cezalandırılırlar.


3.4. Yargılamada Kilit Nokta: Mağdurun Gerçek Yaşının Tespiti (Kemik Yaşı Analizi)


Verilecek cezalardaki uçurumlar (15 yaş altı ile üstü; 12 yaş altı ile üstü) göz önüne alındığında, yargılamanın seyri açısından mağdurun biyolojik gerçek yaşının tereddüde yer bırakmayacak şekilde tespiti en hayati usul işlemidir. Nüfus kayıtlarının her zaman gerçeği yansıtmadığı bilinen bir gerçektir (geç veya erken yazım). Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2019/47 E., 2020/244 K.) kararına konu olan olayda; resmi kayıtlara göre mağdur 14 yaş 9 aylık görünmekte, dolayısıyla rızası geçersiz sayılarak failin TCK 103'ten ağır şekilde cezalandırılması gündeme gelmektedir. Ancak duruşma sırasındaki mahkeme gözleminde mağdurun fiziksel gelişiminin 15-16 yaşlarında gösterdiğinin tutanağa geçirilmesi, mağdurun hastane doğumlu olup olmadığına dair bir belgenin bulunmaması ve sanığın savunmaları dikkate alınarak Yargıtay, yaş tespitinin yaşamsal önemine işaret etmiştir. Yüksek Mahkeme, bu çelişkinin giderilmesi için mağdurun Adli Tıp Kurumu ilgili Üst Kuruluna sevk edilerek kemik yaşı tespit raporu (radyolojik inceleme) alınması gerektiğini, aksi takdirde eksik araştırmayla hüküm kurulmasının kanuna ve usule aykırı olacağını karara bağlamıştır. Zira mağdurun gerçek yaşının 15'ten büyük çıkması halinde, rızası geçerli olacak ve eylem cinsel istismar olmaktan çıkarak faile daha az ceza öngören "reşit olmayanla cinsel ilişki" (TCK 104) suçuna dönüşecektir.

4. Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu ve TCK 103 ile Karşılaştırmalı Analizi (TCK Madde 104)

Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinde düzenlenen "Reşit Olmayanla Cinsel İlişki" suçu, genellikle kamuoyunda ve bazen de alt derece mahkemelerinde TCK 103 (cinsel istismar) ile karıştırılan, ancak felsefi ve hukuki altyapısı bakımından tamamen farklılık arz eden spesifik bir suç tipidir. Bu düzenlemenin ardındaki yasama felsefesi; fiziksel, ruhsal ve cinsel gelişimini büyük ölçüde tamamlamış ancak hukuken henüz tam erginliğe (18 yaş) ulaşmamış bireylerin (15-18 yaş aralığının) kendi özgür iradeleriyle aldıkları cinsel kararları, ortada bir cebir, tehdit veya hile olmadığı müddetçe "istismar" gibi ağır bir kavramın içine sokmamaktır. Ancak kanun koyucu, bu yaş grubundaki bireyleri tamamen korumasız da bırakmamış, onlarla cinsel birliktelik yaşayan yetişkinleri belirli şartlar altında cezalandırarak gençleri potansiyel tehlikelere karşı hukuki bir zırh altında tutmaya devam etmiştir.


4.1. Suçun Unsurları ve Şikayet Müessesesi

TCK Madde 104/1 uyarınca; "Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır". Bu suçun temel yapı taşları şunlardır:

  1. Mağdurun Yaş Aralığı: Suçun mağduru mutlak surette 15 yaşını doldurmuş ve 18 yaşını doldurmamış (15-18 aralığındaki) kız veya erkek çocuklardır.

  2. Rızanın Varlığı ve Zorlayıcı Unsurların Yokluğu: Mağdurun cinsel ilişkiye dair özgür iradesiyle verdiği hukuken geçerli bir rızası bulunmalıdır. Somut olayda rızayı sakatlayan hile, tehdit veya cebir zerrece mevcut ise, alınan rıza geçersiz hale gelir ve suç vasfı derhal TCK 104'ten TCK 103'e (Çocuğun Cinsel İstismarı) dönüşür.

  3. Fiilin Mahiyeti (Yalnızca Penetrasyon): Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun maddi unsuru yalnızca "cinsel ilişki" kavramıyla sınırlıdır; yani eylemin vajinal veya anal yoldan birleşme (penetrasyon) içermesi zorunludur. Yargıtay uygulamalarına göre, tarafların rızası dahilinde gerçekleşen basit dokunmalar, yüzeysel temas, öpüşme veya cinsel organ sürtme şeklindeki eylemler vajinal/anal birleşme içermediği müddetçe TCK 104 kapsamında değerlendirilemez. Bu eylemler, mağdurun rızası da bulunduğundan (ve 15 yaşından büyük olduğundan) suç teşkil etmez.

  4. Soruşturma Usulü ve Şikayet Hakkının Şahsiliği: Suçun TCK 104/1'deki temel halinin soruşturulması ve kovuşturulması bizzat mağdurun şikayetine tabidir. Burada şikayet hakkı, mümeyyiz (ayırt etme gücüne sahip) olan 15-18 yaş aralığındaki mağdurun kendisine aittir; bu hak sıkı surette kişiye bağlı haklardandır. Yargıtay içtihatları, mağdur çocuğun bizzat kendisinin şikayetçi olmaması durumunda, kanuni temsilcilerinin (örneğin annesinin veya babasının) yaptığı şikayetin dikkate alınarak fail hakkında hüküm kurulamayacağını açıkça karara bağlamıştır. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan olması sebebiyle (CMK m. 253/3 gereği) şikayete bağlı olsa dahi uzlaşma hükümlerine tabi değildir.

  5. Nitelikli Hal ve Şikayet Şartının Düşmesi: TCK 104'ün 2. fıkrası uyarınca, mağdur ile fail arasında kanunen evlenme yasağı bulunuyorsa (örneğin amca, dayı, üvey ebeveyn, kardeş vb.), cinsel ilişki eylemi mağdurun özgür iradesine (rızasına) dayansa bile şikayet şartı aranmaksızın savcılıkça re'sen kamu davası açılır. Bu ensest veya yasaklı nitelikli halde fail hakkında verilecek ceza 10 yıldan 15 yıla kadar hapistir.


4.2. TCK 103 ile TCK 104 Arasındaki Keskin Çizgiler ve Karşılaştırmalı Tablo


Yargılamalarda mahkemelerin en sık yanılgıya düştükleri konu, TCK 103 ile 104'ün tatbiki hususudur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin (2018/8020 E., 2019/8455 K.) kararında belirtildiği üzere; mağdur ile failin her ikisinin de 15-18 yaş aralığında olması suçun oluşumunu tek başına engellemez. Eğer taraflar arasında cebir/tehdit yoksa ve rıza varsa, yerel mahkemenin faile eylemi istismar (TCK 103) olarak nitelendirip ceza vermesi bozma nedenidir; eylem reşit olmayanla cinsel ilişki (TCK 104) olarak nitelendirilmelidir. Benzer şekilde (14. CD, 2014/10735 E., 2018/1089 K.), rızaya dayalı eylemlerden ötürü istismardan değil, 104/1 uyarınca şikayet süresi gözetilerek hüküm kurulması gerektiği vurgulanmıştır.

Hukuki Ölçüt ve Parametre

TCK 103 (Çocuğun Cinsel İstismarı)

TCK 104 (Reşit Olmayanla Cinsel İlişki)

Mağdurun Yaş Sınırı

15 yaş altı tüm çocuklar VEYA 15-18 yaş aralığında olup zorlayıcı unsura maruz kalanlar.

Yalnızca 15 yaşını doldurmuş ve 18 yaşını tamamlamamış olanlar.

Rıza Unsurunun Etkisi

15 yaş altı için rıza kesinlikle yok hükmündedir, faili kurtarmaz.

Hukuken geçerli rıza zorunludur; eylemin temelini oluşturur.

Fiziksel Eylemin Türü

Mağdurun vücuduna yönelik her türlü temas, taciz, dokunma, tecavüz.

Yalnızca penetrasyon (vajinal veya anal cinsel birleşme).

Zorlayıcı Unsur (Cebir, Hile)

15-18 yaş mağdurlar için suçun oluşması adına varlığı şarttır.

Kesinlikle bulunmamalıdır. Varsa suç TCK 103'e dönüşür.

Temel Yaptırım (Hapis)

8 - 15 yıl arası (Nitelikli vücuda organ sokma halinde 16 - 20+ yıl).

2 - 5 yıl arası (Basit hal).

Soruşturma Usulü

Kural olarak re'sen kovuşturulur (Sarkıntılıkta fail çocuksa istisna).

Mağdurun şikayetine tabidir (Evlenme yasağı olan nitelikli hal hariç).


4.3. Yaş Geçişlerinde Süregelen İlişkiler ve Suç Vasfının Parçalanması

Yargıtay pratiğinde çözülmesi gereken en karmaşık durumlardan biri, taraflar arasındaki kesintisiz ve süregelen ilişkinin mağdur 15 yaşından küçükken başlayıp, zaman içerisinde mağdurun 15 yaşını doldurmasından sonra da aynı rıza ile devam etmesi halidir. Tek bir zincirleme suç mu vardır, yoksa birbirinden bağımsız iki ayrı suç mu oluşmuştur?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2022/303 E., 2023/151 K.) ve 12. Ceza Dairesi (2014/11572 E., 2015/2175 K.), 14. Ceza Dairesi (2012/7282 E., 2014/5995 K.), 15. Ceza Dairesi (2015/14371 E., 2016/263 K.) kararlarıyla bu tartışmaya son noktayı koymuştur. Yerleşik Yargıtay içtihadına göre; fail, mağdur henüz 15 yaşını tamamlamadan girdiği eylemlerde rıza geçersiz olduğundan TCK m. 103/2'de düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçunu işlemiş kabul edilir. Mağdur 15 yaşını tamamladıktan sonra rızaya dayalı olarak devam eden cinsel ilişkiler zincirinde ise eylem hukuki vasıf değiştirir. Fail, bu yeni dönemdeki eylemleri için ayrıca şikayet şartı da gözetilerek TCK m. 104/1 gereği reşit olmayanla cinsel ilişki suçu nedeniyle cezalandırılmalıdır. Yani fail hakkında, mağdurun 15 yaşından önceki ve sonraki dönemi baz alınarak iki ayrı suçtan, iki ayrı mahkumiyet hükmü (gerçek içtima) kurulması zorunludur.

5. Cinsel Taciz Suçu (TCK Madde 105) ve TCK 123 ile Kesin Çizgilerle Ayrımı

5.1. Suçun Tanımı, Gerekçesi ve Maddi-Manevi Unsurları

Cinsel taciz, TCK Madde 105'te; "Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde tanımlanmıştır. Madde gerekçesinde cinsel taciz; kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali niteliğini taşımayan cinsel davranışlarla, mağdurun cinsel yönden ve ahlak temizliğine aykırı olarak rahatsız edilmesi olarak betimlenmiştir. Kanun koyucu, cinsel saldırı düzeyine ulaşmayan bu tür davranışları müstakil bir suç sayarak, cinsel özgürlüğün en geniş şekliyle korunmasını amaçlamıştır.


Maddi Unsur (Temassızlık İlkesi): Cinsel taciz suçunu cinsel saldırıdan (TCK 102) veya istismardan (TCK 103) ayıran devasa kırmızı çizgi, eylemde mağdurun vücuduna bedensel temasın kesinlikle bulunmamasıdır. Suç serbest hareketli bir suç olup; söz, laf atma, ıslık çalma, cinsel içerikli yazı yazma, elektronik posta/mesaj gönderme, müstehcen işaretler yapma veya doğrudan fiziksel hareketlerle (cinsel organ göstermek vb.) işlenebilir. Eylem ani olabileceği gibi, sürekli nitelikte de gerçekleşebilir.


Manevi Unsur (Cinsel Özel Kast): Suçun sübutu açısından genel kast yeterli değildir; manevi unsurun tam olarak gerçekleşebilmesi için failin hususi olarak "cinsel amaç" ile (cinsel arzu ve isteklerini tatmin etmek maksadıyla) hareket etmesi şarttır. Failin hareket saikini, sosyal hayatın gereklerini, tarafların konumlarını ve ilişkilerini değerlendirerek tespit etmek hakimin takdirindedir. Yargıtay'a göre, insani ilişkiler bağlamında ahlaki normlara uygun olarak yapılan nazik tanışma istekleri, evlenme teklifleri veya kaba olmayan beğeni ifadeleri, cinsel özgürlüğü ihlal kastı (cinsel amaç) taşımadıklarından cinsel taciz suçunu oluşturmaz.

Buna karşın, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (2020/63 E., 2020/258 K.) "Yatakta ödeşiriz" kararına konu olan somut olayda; evine tamire gittiği ve indirim isteyen müşterisine "Para vermene gerek yok. Yatakta ödeşiriz" diyen beyaz eşya tamircisinin eylemi, ahlak temizliğine aykırı açık bir cinsel tatmin kastı taşıdığından cinsel taciz suçunun varlığı tartışmasız kabul edilmiştir. Keza YCGK 2018/601 sayılı kararında; 50 yaşında, evli bir sanığın, aralarında hiçbir duygusal bağ bulunmayan 27 yaşındaki bekar bir aile dostuna telefonda "Sana kanım kaynadı, seni yürekten seviyorum" demesi, aradaki yaş farkı ve evlilik engeli gözetildiğinde basit bir iltifat değil, ahlak kurallarına aykırı bir cinsel taciz fiili olarak nitelendirilmiştir. Temassız olarak gerçekleştirilen "cinsel organ gösterme" (teşhir) suretiyle ilişki teklifinde bulunma eylemi de Yargıtay (9. CD, 2021/19330 E.) kararı uyarınca cinsel istismar değil, teşhir suretiyle nitelikli cinsel taciz (TCK 105/2-e) kabul edilmektedir.


Nitelikli Haller ve Cezalandırma (TCK 105/2): Suçun, hiyerarşi, kamu görevi, hizmet veya aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan (güven ortamından) faydalanılarak işlenmesi (örneğin aynı okulda çalışan öğretmenler arası taciz, Yargıtay 9. CD 2021/5119 E.); vasi, eğitici, koruyucu aile veya sağlık personeli tarafından işlenmesi; aile içi ilişkiden doğan gücün kötüye kullanılması; posta veya elektronik haberleşme araçlarıyla (sosyal medya, WhatsApp) veya teşhir suretiyle işlenmesi cezayı yarı oranında artıran nitelikli hallerdir. Doktrine göre "aile içi ilişki" kapsamına aynı evi paylaşan ve hiyerarşik bağ bulunmayan üniversite öğrencileri arasındaki taciz vakaları da girmekte ve güven ortamının ihlali sebebiyle nitelikli hal sayılmaktadır. Nitelikli cinsel taciz suçlarında şikayet şartı aranmaz, savcılık re'sen soruşturma yürütür (dava zamanaşımı süresi olan 8 yıl içinde savcılığın haberdar olması kaydıyla). Tacizin çocuğa karşı işlenmesi durumunda ceza 6 aydan 3 yıla kadar hapistir ve TCK m. 50/2 uyarınca, kanunda hapis ve adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü (veya çocuğa karşı işlenmesinde sadece hapsin öngörüldüğü) hallerde verilen hapis cezası adli para cezasına çevrilemez (Yargıtay 9. CD 2021/15397 E.).


5.2. Geçitli Suç, İçtima ve Cinsel Tacizin Diğer Suçlarla İlişkisi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2015/208 E., 2019/666 K.) kararı, cinsel taciz ile cinsel istismar (veya saldırı) arasındaki geçişleri çok net çözümlemiştir. Prensip olarak cinsel taciz ile cinsel istismar arasında "geçitli suç" ilişkisi yoktur. Ancak failin cinsel istismar (bedensel temas) suçunu işlediği esnada (hemen öncesinde, sırasında veya sonrasında) aynı zamanda sözlü cinsel tacizde bulunması halinde, "tüketen norm" ilkesi gereği fiil bölünmez, faile sadece daha ağır olan cinsel istismar suçundan ceza verilir. Fakat YCGK kararındaki olayda olduğu gibi; fail kadın işçiye farklı günlerde bedensel temas olmaksızın sürekli "fıstığım, benimle yat" diye sözlü tacizde bulunmuş, tamamen farklı günlerde ise bacaklarına dokunarak istismar etmişse, eylemler farklı zaman dilimlerinde gerçekleştiği için fail hem zincirleme cinsel tacizden hem de zincirleme basit cinsel istismardan ayrı ayrı mahkum edilmelidir.


5.3. Yargıtay İçtihatlarında İnce Çizgi: Cinsel Taciz (TCK 105) mi, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma (TCK 123) mı?

Uygulamada sıklıkla karıştırılan ve mahkemeler ile Yargıtay arasında bozma nedenlerinin başını çeken konu, TCK 105 ile TCK 123 (Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma) suçlarının tefrikidir. TCK Madde 123 uyarınca; sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması cezalandırılır.


Emsal Yargıtay kararlarına göre bu iki suç arasındaki temel ayrım kriteri, failin eyleminin arkasında yatan özel kast/amaç ve eylemin/sözün ihtiva ettiği içeriktir. Eğer failin ilettiği mesaj, söylediği söz veya eylemi doğrudan cinsel arzularını tatmin kastı taşıyorsa eylem TCK 105 (Taciz); hiçbir cinsel içerik taşımayıp (veya kanıtlanamayıp) sadece mağdura rahatsızlık vermek maksadıyla ısrarlı bir tutum sergileniyorsa eylem TCK 123 kapsamında değerlendirilir.

Karşılaştırma Ölçütü

Cinsel Taciz Suçu (TCK Madde 105)

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (TCK Madde 123)

Korunan Hukuki Değer

Bireyin cinsel özgürlüğü ve cinsel ahlak temizliği.

Bireyin psikolojik dinginliği, huzur, sükun ve özel hayatı.

Manevi Unsur (Kast)

Cinsel arzuyu tatmin amacı (cinsel özel kast) şarttır.

Sırf rahatsızlık verme, huzuru bozma özel kastı şarttır.

Eylemin İçeriği

Doğrudan cinselliğe yönelik (açık veya örtülü) söz, yazı, mimik, işaret veya davranışlar.

Cinsel içerik barındırmayan iltifatlar, tanışma çabaları, sessizce fiziksel takip etme, cama taş atma vb..

Süreklilik / Israr Unsuru

Şart değildir; tek ve ani bir cinsel laf atma ile suç tamamlanır.

Suçun maddi unsuru için "ısrar" ve "süreklilik" mutlaka şarttır.

Yargıtay Kararlarından Ayırıcı Emsal Analizler:

  • Tanışma Çabaları, İltifatlar ve "Gel Gel" Vakaları: Yargıtay 9. CD (2021/16065 E. ve 2021/26675 E.) kararlarına göre; mağdureye arabayla yaklaşıp "Gel gel, tanışalım ben...", "Gözlerin, kaşların çok güzel, telefon numaranı verir misin" şeklinde ısrarlı sözler söylenmesi, içeriğinde açık bir cinsel taciz veya cinsellik arzusu barındırmadığından TCK 105 kapsamında cezalandırılamaz. Ancak failin bu sözleri "ısrarla" sürdürmesi, kişinin huzurunu bozduğundan TCK 123'ten mahkumiyeti gerektirir.

  • Telefon İstemek ve Israrlı Not Bırakmak: Sokakta el hareketiyle bir kadının telefonunu istemek (9. CD 2021/16258 E.) cinsel taciz sayılmaz. Failin mağdurenin çantasına "adını hasret koydum sana ilgi duydum... bir merhaba paylaşırsan" yazılı ve telefon numarasını içeren notu farklı günlerde iki kez bırakması (9. CD 2021/12294 E.), cinsel tatmin kastı içermediğinden taciz değil, huzur ve sükunu bozma suçunu oluşturur. Benzer şekilde arkadaşlık teklifi reddedilmesine rağmen ısrarla mesaj atmak (tehdit, hakaret ve cinsel içerik olmadan) TCK 123 kapsamındadır (9. CD 2021/17224 E., 2021/17526 E.). Değişik tarihlerde ısrarla göz kırpıp kafa işareti yapmak (9. CD 2021/5500 E.) veya hiçbir şey demeden otobüste ve sokakta günlerce yaya olarak mağduru sessizce takip etmek (9. CD 2021/17198 E.) eylemlerinde cinsel kast kanıtlanamadığı için Yargıtay bu vakaları istisnasız TCK 123 bağlamında cezalandırmaktadır.

  • Diğer TCK 123 Örnekleri: Evin camına fenerle ışık tutmak (12. CD 2023/2837 E.), cama taş atıp kaçmak (9. CD 2021/7014 E.), ev gözetlemek (12. CD 2023/969 E.) veya apartmanda komşuyu sabahları sürekli yüksek sesle müzik dinleyerek rahatsız etmek (12. CD 2023/937 E.) sırf rahatsızlık verme kastı taşıyan klasik TCK 123 suçlarıdır.

6. Genel Ahlaka Karşı Suçlar: Hayasızca Hareketler ve Teşhircilik (TCK Madde 225)

6.1. Suçun Niteliği, Korunan Hukuki Değer ve Maddi Unsurlar

Türk Ceza Kanunu'nun 225. maddesinde; "Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü yer almaktadır. Daha önce vurgulandığı üzere, TCK'nın cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan farklı bir bölümünde ("Genel Ahlaka Karşı Suçlar") konumlanan bu suç tipinde kanun koyucunun korumayı hedeflediği hukuki yarar; somut, belirli bir bireyin cinsel özgürlüğü değil, doğrudan doğruya toplumu oluşturan bireylerin ortak edep (ar ve haya) duyguları, nizamı ve ahlak temizliğidir. Bu suçun mağduru spesifik bir kişi değil, soyut anlamda toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi olup, dava zamanaşımı süresi genel hükümler çerçevesinde 8 yıldır. Suç, kriminolojik ve psikolojik açıdan da tıp biliminin inceleme alanına giren "teşhircilik" kavramını ceza hukuku eksenine taşımaktadır.

Suç, kanunda açıkça belirtildiği üzere iki farklı seçimlik hareketle işlenebilmektedir :

  1. Alenen Cinsel İlişkide Bulunmak: Fail veya faillerin, kendi cinsel arzularını tatmin etmek maksadıyla gerçekleştirdikleri vajinal, anal veya oral her türlü cinsel davranışın, toplumun görebileceği (aleni) bir ortamda icra edilmesidir.

  2. Teşhircilik Yapmak: Failin, yalnızca üreme veya cinsel organlarını değil, toplumun ar, haya ve edep törelerini incitecek, ahlak temizliğini ihlal edecek nitelikteki herhangi bir vücut bölgesini alenen sergilemesi fiilidir.


6.2. Aleniyet Şartı (Dışarıdan Görülebilirlik Kriteri)

Bu iki seçimlik eylemin suç oluşturabilmesi için olmazsa olmaz şart, fiilin "alenen" gerçekleşmiş olmasıdır. Yargıtay'ın aleniyet hususundaki hukuki anlayışı, fiilin fiilen görülmüş olmasından ziyade "görülebilme potansiyeline" odaklanmaktadır. Bir eylemin aleniyet kesbetmesi için o esnada birileri tarafından gerçekten ve fiilen izleniyor olması gerekmez. Eylemin gerçekleştiği yerin, mekanın ve koşulların durumu itibarıyla, belirli olmayan sayıdaki kişi tarafından dışarıdan algılanmasının, görülmesinin veya fark edilmesinin "olanaklı/mümkün" olması aleniyetin tesisi için yeterlidir.

Örneğin, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2021/20168 E., 2024/473 K. sayılı kararına konu olayda; gece vakti herhangi bir ihbar olmaksızın polislerin rutin devriyesi esnasında araç içinde cinsel ilişkiye giren şahıslar tespit edilmiştir. Mahkeme, bu olayın hayasızca hareket (TCK 225) suçunu oluşturup oluşturmadığını belirlemek için olayın geçtiği mahalde sokak lambası veya başka bir aydınlatma kaynağının bulunup bulunmadığını, sanıkların ilişkiye girdiği aracın içinin karanlıkta dışarıdan görülmesinin olanaklı olup olmadığını kesin biçimde tespit etmekle yükümlü tutulmuştur. Eğer dışarıdan görülme olanağı (aleniyet) fiziksel şartlar gereği yoksa, suçun temel maddi unsuru oluşmayacaktır.


6.3. Hayasızca Hareketler (TCK 225) ile Cinsel Taciz (TCK 105) Sınırı ve Fikri İçtima Rejimi

Kamuya açık alanda cinsel organın sergilenmesi eylemi, somut olayın özelliklerine göre ya TCK 105 kapsamında nitelikli cinsel taciz (teşhir suretiyle) ya da TCK 225 kapsamında hayasızca hareketler suçunu oluşturur. Yargıtay Daireleri (4. CD, 9. CD, 18. CD), bu iki suç arasındaki hassas hukuki sınırı, failin "belirli bir mağduru hedef alıp almadığı" (sübjektif yönelme) ölçütüyle çizmiştir:

  • Mağduru Doğrudan Hedef Almayan (Umuma Yönelik) Eylemler (TCK 225): Eğer fail, cinsel amaçlı veya teşhir niteliğindeki hareketlerini belirli bir kişiye yöneltmeden, genel ve aleni bir şekilde yapıyorsa eylem sadece hayasızca hareketler suçunu oluşturur. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2021/12924 E., 2023/1083 K.) kararında; yoldan geçen şikayetçileri doğrudan hedef almadan, yanından geçtikleri mezarlık duvarının arkasında kendi kendine cinsel organını tutarak bekleyen sanığın eylemi cinsel taciz değil, hayasızca hareket sayılmıştır. Aynı şekilde Yargıtay 18. Ceza Dairesi (2017/3143 E., 2019/7014 K.) kararında; parkta alenen cinsel organını gösteren/mastürbasyon yapan sanık hakkında, müştekinin "eylemin doğrudan kendisine yönelik olmadığı" yönündeki beyanı üzerine eylemin şahıslara değil topluma karşı (TCK 225) işlendiği kabul edilmiştir.

  • Mağduru Doğrudan Hedef Alan Eylemler (TCK 105): Yargıtay 4. Ceza Dairesi (2020/19962 E., 2021/19957 K.) içtihadında belirtildiği üzere; sanık aleni bir ortamda bulunsa dahi, cinsel eylemlerini veya cinsel organını doğrudan belirli bir şikayetçiyi hedef alarak, onun göreceği şekilde dönerek veya onu takip ederek teşhir ediyorsa, bu eylem hayasızca hareket (TCK 225) sınırını aşar ve doğrudan kişinin cinsel özgürlüğüne yönelik "Cinsel Taciz" (TCK 105) suçunu oluşturur.


Fikri İçtima (TCK m. 44) Kurallarının Uygulanması: Eğer bir kişi, sokak, park gibi herkesin görebileceği aleni bir yerde, yoldan geçen belirli bir kadını hedef alarak cinsel organını gösterirse (veya mastürbasyon yaparsa), tek bir eylemle hem toplumun ar ve haya duygularını (TCK 225) ihlal etmiş hem de o kadının cinsel dokunulmazlığını (TCK 105) ihlal ederek birden fazla ceza normunu çiğnemiş olur. Bu durumda TCK'nın 44. maddesindeki "fikri içtima" (farklı neviden fikri içtima) kuralı devreye girer. Fail hakkında her iki suçtan ayrı ayrı ceza verilemez.


Yargıtay uygulamalarına (18. CD 2015/43435 E., 9. CD 2021/7475 E.) göre; mahkeme, sanık hakkında bu iki suçtan daha ağır cezayı öngören Cinsel Taciz (TCK 105) suçundan mahkumiyet hükmü kurmalı, Hayasızca Hareketler (TCK 225) suçundan açılan dava için ise ayrıca "karar verilmesine yer olmadığına" hükmetmelidir. Ancak burada Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin (2012/873 E., 2013/13300 K.) getirdiği muazzam bir hakkaniyet kuralı mevcuttur: Fikri içtima gereği faile TCK 105'ten (alt sınırı 3 ay olan cinsel tacizden) ceza verilirken, bu cezanın miktarı, eylemin aynı zamanda oluşturduğu ancak fikri içtima nedeniyle ceza verilemeyen TCK 225'in alt sınırından (6 ay hapis cezasından) daha az olarak belirlenemez.

7. Sonuç ve Doktriner Değerlendirme

Türk Ceza Hukuku doktrini ve yürürlükteki pozitif hukuk normları (5237 sayılı TCK), cinsel dokunulmazlığa yönelik eylemleri tarihsel köklerindeki ataerkil mülkiyetçi ve yalnızca genel ahlakı savunan statükodan kopararak; bireyin kendi bedeni, cinselliği ve özgür iradesi üzerindeki mutlak egemenliğini merkeze alan çağdaş, sistematik ve evrensel insan hakları standartlarıyla uyumlu bir yapıya kavuşturmuştur.


TCK Madde 102 (Cinsel Saldırı) ile yetişkinlerin cinsel bütünlüğü teminat altına alınırken, kanunun eylemleri "sarkıntılık", "basit cinsel saldırı" ve "nitelikli hal" olarak kademelendirmesi, fiilin haksızlık içeriğiyle orantılı bir cezalandırma rejimi sunmaktadır. Cinsel istismar (TCK 103) suçunda ise kanun koyucu, çocuğun psikolojik ve cinsel gelişimini her şeyin üzerinde tutarak rıza müessesesini 15 yaş altı çocuklar için tamamen ilga etmiş, yetişkinlerin bu yaştaki çocukların bedenlerine yönelik her türlü eylemini mutlak bir istismar olarak kodlamıştır. Bu noktada Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin uygulamaya kattığı en değerli içtihatlar, biyolojik yaş ile resmi nüfus kaydı arasındaki farkların kemik yaşı tespitleriyle giderilmesini zorunlu kılması ve TCK 104 (Reşit olmayanla cinsel ilişki) hükmünü TCK 103'ten keskin bir çizgiyle ayırmasıdır. 15 yaş sınırını geçen ve iradesi zorlanmayan gençlerin eylemlerinin istismar sayılmayarak rıza çerçevesinde değerlendirilmesi, ceza hukukunun "aşırı müdahaleci" olmasını engelleyen ince bir doktriner denge mekanizmasıdır.

Hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında; eylemlerin cinsel saldırı (TCK 102) ve cinsel taciz (TCK 105) arasındaki ayrımlarının "bedensel temasın varlığı" üzerine somutlaştırılması, cinsel taciz (TCK 105) ile kişilerin huzur ve sükununu bozma (TCK 123) suçları arasındaki hayati ayrımın failin "cinsel amacı/özel kastı" üzerinden çözümlenmesi ve hayasızca hareketler (TCK 225) ile taciz (TCK 105) arasındaki sınırın da "doğrudan mağduru hedef alma" prensibiyle netleştirilmesi, yerel mahkemelerdeki keyfiliği ve hatalı nitelendirmeleri büyük ölçüde engellemektedir.


Tüm bunlarla birlikte, ceza muhakemesinin omurgası niteliğindeki "in dubio pro reo" (şüpheden sanık yararlanır) kuralının Yargıtay tarafından tavizsiz uygulanması; mağdur beyanlarının her koşulda mutlak delil sayılmayıp, çelişkili ifadelerin, hayatın olağan akışına aykırı iddiaların ve geçmiş iletişim kayıtlarının (WhatsApp, mesajlaşma vb.) bütüncül olarak incelenmesi zorunluluğu, adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin korunmasını garanti altına almaktadır. Sonuç itibarıyla, kanuni düzenlemeler ve Yargıtay'ın yeknesaklık kazanan güncel içtihatları, bir yandan ceza yargılamasında maddi gerçeğin aranması ve ispat kurallarının objektif uygulanmasını temin ederken; diğer yandan toplumun en hassas, en hayati hukuki değerleri olan bireyin cinsel dokunulmazlığını ve kamunun genel ahlakını sağlam, tutarlı ve istikrarlı bir hukuki çerçeve içinde savunmaya devam etmektedir.


Av. Muhammed Emre CEBECİ
Av. Muhammed Emre CEBECİ

UYARI !!

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Muhammed Emre CEBECİ'ye aittir. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page